Kavaklıdere’nin Tarihçesi

Kavaklıdere’nin tarihi Ankara’da doğup büyümüş biz gibilere daha manalı gelecektir; çünkü hepimiz Kuğulu Park’ın yanında bulunan malikaneye imrenir gözlerle bakarak (1955’te yapılan Sevda ve Cenap And Evi’dir.) burası kime ait acaba, içeride nasıl hayatlar yaşanıyor diye düşünüp durmuşuzdur. Sonradan ne gariptir ki şarabı sevdik, şarap bizi sevdi ve Ankara’nın güzide semtinden adını alan Kavaklıdere’nin şarapları ile damaklarımız kesişti. Artık merakımızı giderme zamanıydı…

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk vekillerinden İttihat ve Terrakki kökenli Tunalı Hilmi Bey’in (Ankara’nın en güzel caddelerinden birine sonradan ismi verilecektir.) kızı olan Sevda’nın, İsviçre’de tanıştığı, Galatasaray Lisesi’nde eğitim görmüş ve Almanya’da iktisat okumuş Cenap ile evlenmesi ile başlıyor her şey; Soyadı Kanunu ile beraber çiftimiz And‘ı seçiyorlar aileleri için.

Ankara’ya yerleşen Sevda ve Cenap And, Avrupa’da gördükleri, yaşadıkları, özümsedikleri şarap kültürünü ülkemize taşımak, bu işin öncüsü olmak ister ve yatırımlarını gelişmeye müsait Kavaklıdere semtine yapmayı düşünürler ama arsa ve fabrika kurulum maliyetleri yüksektir. Ancak yılmazlar ve İsviçre’ye gider banker dostlarından borç alarak şarap fabrikasının kurulacağı bağı ve civarındaki diğer bağ ve arazileri ailece satın alırlar. (Ankara’yı bilenler için söylüyoruz, bu araziler bugün üzerinde Karum İş Merkezi ve Sheraton Oteli’nin bulunduğu alanlardır ve Ankaralıların yaşamının tam da ortasındadır, bastığımız yerlerin tarihini bilmek özel bir his.)

Bu dönem genç Cumhuriyetin yeni başkenti Ankara’da hummalı bir yeniden yapılanma ve inşaat çalışması sürmektedir; özellikle Macar ve Alman işçiler tercih edilir. İşçilerin en büyük sıkıntısı şarapsızlık ve ülkenin zorlu koşullarıdır; çoğu bu şartlara fazla dayanamayıp ülkesine döner. Hal böyleyken Ziraat Bankası’nın müteahhitliğini yapan Zagsenberg, işçileri için fıçı fıçı şarap getirse de Müslüman işçilerin fıçıları delik deşik etmesi planları bozar.

Ziraat Bankası inşaatında kalfa olarak çalışan Macar Balaj Usta ise köyünde gördüğü iptidai yöntemlerle çarşıdan üzüm alarak Banka’nın bodrumunda kendi şarabını üretme çabasına girişir, yıl 1928’dir. Bu arada Cenap And, Türkiye İş Bankası’nda çalışmaktadır ve genç bankacının yolu başka bir bankanın bodrumunda şarabını üreten sevdalı Balaj Usta ile tesadüf eseri kesişir ve beraber üretim yapmaya karar verirler; Kavaklıdere markalı ürünler 1929 yılında piyasaya çıkar ve şarap üreten ilk özel şirketimiz kurulmuş olur. Ancak şirketin ilk yılını zararla kapattığı söylenir. Bunun üzerine Kavaklıdere, Türklerin damak tadını inceler ve başta Kalecik Karası olmak üzere yerli üzümlere eğilmenin daha başarılı sonuçlar vereceğini düşünerek, üretim politikasını gözden geçirir.

Türklere şarabı sevdirmek kolay değildir, hatta Atatürk’ün Kavaklıdere Fabrikasını ziyaret ettiğinde Cenap And’a “İşin zor. Milletimiz yüzyıllardır rakıya alışmış. Şarabı nasıl sevdireceksin?” dediği biliniyor. Üstüne üstlük ziyaret sırasında Atatürk’ün tadım yaptığı ve üzerinde “Büyük Önderimiz Bu Fıçıdan Şarap İçmişdi.” yazan fıçı halen korunmakta ve Ankara’daki şirket merkezinde sergilenmekte, sizler için fotoğrafını bulduk tabii:

İşler düzelerek devam ederken 1932’ye gelindiğinde Ankara’da Gençlik Parkı’nın olduğu alanda Yerli Malları Sergisi açılır ve Kavaklıdere de halis muhlis yerli malı şarabımız olarak yerini alır, rivayet odur ki sergiyi ziyarete gelen AtatürkKavaklıdere’nin şaraplarını tattıktan sonra gazetecilere dönüp “Hakiki şarap Kavaklıdere’dir. Yarın hepiniz Atatürk Kavaklıdere şarabını beğendi diye yazın.” der.

Zaman geçtikçe tarzını oturtan, Türk üzümleri üzerine eğilerek başarılı bir satış grafiği yakalayan Kavaklıdere gelişmeye başlar, Ankara’da yeni bağlar alınır (Dikmen ve Çankaya bağlarından gelen üzümlerle yapılan şaraplara da yine bu semtlerin adı verilir mesela.), Avrupa’dan yeni malzeme, teçhizat ile şarap uzmanları getirilerek yardım alınır. Ne yazık ki 1958’de gerçekleşen elem trafik kazasında Sevda And hayatını kaybeder, ardından şirketin diğer ortağı ve Sevda’nın kardeşi İnsan Tunalı vefaat eder. Bu durum şirketteki dengeleri bozar, hisseler farklı varislere dağılır ve yönetimde çok başlılık ortaya çıkar.

Şirketin ilk ortağı Cenap And ise bu dönemler kendini müziğe adar, müteveffa eşinin ve kendisinin adlarını yaşatmak için bugünkü adı Sevda-Cenap And Müzik Vakfı olan Sevda-Cenap And Müzik Tesisi 1965 yılında kurulur. Ayrıyeten Cenap And, 1968 yılında ilk Demokrat Parti hükümetinde bir süre Milli Eğitim Bakanlığı da yapan Avni Başman’ın kızı Ayşe Cevza Başman ile evlenir ve zaman içerisinde yönetimdeki çok başlılık sorunu çözülerek Kavaklıdere’nin faaliyetlerine tekrardan hız verilir. Ancak şirketin tam da bu arada başka bir hayati karar vermesi gerekmektedir: Ankara büyüyüp, gelişmektedir ve Kavaklıdere’nın bağı ile tesisleri artık şehrin göbeğindedir, bu durum fiziki büyüme olanaklarını ortadan kaldırırken, arazilerin ise değer kazanmasını sağlamıştır.

Neticede yaşanan finansman sorunlarının da etkisiyle değerlenen arazilerin satılarak hem nakit girişi sağlanması hem de üretim tesisi ve bağların bakir ve istenildiğinde gelişme ihtiyacını sekteye uğratmayacak arazilere taşınması kararı oy birliği ile alınır. Ancak arsalar satıldıktan sonra şirketin yeni fabrikasının kurulacağı alanın seçilmesi sürecinde büyük tartışmalar yaşanır; bir kısım ortak üretime Trakya’da devam edilmesini öne sürmekte, diğerleri merkez üssünün Ankara olması gerektiğinde diretmektedir. Olay öyle bir boyuta gelir ki çözümsüz görünen sorun nedeniyle şirketin tasfiyesi dahi düşünülür.

Nihayetinde, Kavaklıdere’nin Ankara ile özdeşleştiği ve Başkentin kimliğinin, kişiliğinin bir parçası olduğu konusunda Cevza And tarafından diğer ortaklar ikna edilerek fabrikanın başka yöreye taşınmasının şirketin ruhuna aykırı olacağı konusunda anlaşılır ve 1988 yılında Yönetim Kurulu Başkanlığına getirilerek Kavaklıdere’deki dönüşümün mimarlarından olacak kardeşi Mehmet Başman’ın şarap dünyamıza katılımı sağlanır.

Ardından Esenboğa Havalimanının karşısındaki Akyurt’ta alınan arazi üzerine yeni fabrika ve bağlar kurulur, tesis 1987 bağbozumu ile işletmeye açılır. Ayrıca bu senenin bir önemi daha vardır, 87 rekolteli ürünlerden yapılma Kavaklıdere Selection Kırmızı 60. yıl dönümüne özel olarak 1989 yılnda piyasaya sürülür. Çıkış dönemlerinde ağırlıklı olarak Öküzgözü ve Boğazkere harmanı olan şaraba, bir dönem Kalecik Karası, diğer bir dönem ise Alicante eklenmiş, 1997 yılından itibaren ise yalnızca Öküzgözü ve Boğazkere kupajı kullanılmıştır. Neticede, Selection serisi beğenilmesi nedeniyle günümüze değin sürdürülen bir marka halini alır ve Kavaklıdere’nin ilk kez bir kuruluş yıldönümünü kutlamasına vesile olur.

Kavaklıdere yoluna dolu dizgin devam eder, her geçen gün kendini geliştirir, 2003 yılında Gülşehir/Kapadokya’da kurulan Côtes d’Avanos ile 2005‘te Kemaliye/Manisa’daki Pendore bağları, kendi isimleri ile özdeşleşen yüksek kalite şaraplara hayat verirken, yerel üzümleri korumak ve desteklemek halen şirketin birincil hedefidir. Amaç “Anadolu Şarapları” adı altında, bu ülkenin toprağını yansıtan, özgün şaraplar yapmaktır. Günümüzde Kavaklıdere, Ege, İç Anadolu ve Doğu Anadolu’daki farklı bölgelerde yer alan bağ alanları ve bahis konusu ettiğimiz 3 ayrı şarap kavı ile ülkenin en önemli üreticilerinden biridir.

Bugün itibarıyla demişken, 85. yılını deviren Kavaklıdere tarihinde ikinci kez yıl dönümüne özel bir şarap çıkarttı piyasaya, adı da hikayenin başlangıcına ithafen 1929Denizli’nin Güney Platosundaki bağlardan gelen ve 30 Eylül 2013’te gece hasadı ile elle toplanan Cabernet Franclerden yapılma, 7 ay boyunca Fransız meşe fıçılarda güzellik uykusuna yattıktan sonra 20 Ağustos 2014’te şişelenmiş, yalnızca 5.814 adet üretilmiş, 438 numaralısını tatmak da bizim şansımız oluvermiş. Şarabın heyecanını ve tutkusunu daha nice yıllar Kavaklıdere ile paylaşmak, onlar sayesinde hayattan keyif almak dileğiyle…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir