Pamukkale’nin Tarihçesi

Karasal iklimin yerini Akdeniz esintilerine bırakmaya başladığı geçiş noktasında bulunur Güney ilçesi, Denizli‘nin kuzeyinde yer alır ve Uşak iliyle sınır oluşturur. Deniz seviyesinden 850 metre yükseklikteki platoda kurulan Güney, killi, kireç taşlı ve çakıllı toprak yapısına sahiptir. Bağlar kış ve ilkbahar yağışlarına doyarlarsa sulamaya ihtiyaç duymazlar. Gecenin serin, gündüzün sıcak olduğu iklim yapısı tam da asmanın canının istediği özelliklerdir; üzümler sindire sindire olgunlaşır ve lezzet depolar. Kısacası iklimi ve toprak yapısıyla şaraplık üzüm üretimine en müsait bölgelerden olan Güney, şanına yakışır şekilde Türkiye şarapçılığındaki önemli çekim merkezlerinden biridir. Peki Güney bugünlere nasıl geldi?

Şeker üretim faaliyetleri 1950 yılına kadar farklı zamanlarda kurulan 4 şeker fabrikası ile yürütülmekte iken 1951’de yürürlüğe giren ‘Şeker Sanayii’nin Tevsi Programı’ ile yeni şeker fabrikaları kurulması planlanır ve 1956’ya gelindiğinde 11 fabrika faaliyete geçmiştir. Tabii 1950’de 137 bin ton seviyesinde olan şeker üretimi de 1958 itibarıyla 500 bin tona kadar yükselir. Şeker üretiminin bu denli artması nedeniyle pekmez satışları durma noktasına gelirken Denizli’nin yoğun olarak bağcılık yapılan ve pekmez üretilen Güney gibi ilçelerindeki ekonomi olumsuz etkilenir. Ancak değişen koşullar yeni bir sektörün doğmasına yol açar: Şarapçılık.

Tarım ve hayvancılık ile uğraşan yörük bir aileden gelen Fevzi Tokat yeni yeni gelişmeye başlayan şarap sektörüne atılmaya karar verir; 1962’de yılda 100 bin litre kapasite ile çalışacak küçük bir şaraphane kurulur ve Pamukkale Şarapçılık’ın serüveni başlar. Tabii o dönemde “günah” olarak görülen şarap işine girmek amacıyla Fevzi Tokat ve kardeşleri öncelikle “Bu işi yapın ya da yapmayın demem. Bu bir ticarettir, geçim kaynağıdır. Ama yapacaksınız iyisini yapın, dürüst olun.” diyen babaları Molla İbrahim’den olur alırlar. Bilinmesi gerekir ki o zamanlar üretilen şaraplarda şişeleme yoktur ve topluca satış yapılmaktadır.

Yönetimde olan 4 kardeş (Fevzi, Cahit, Şevket ve Alaattin) okuyamamış ancak Yasin Tokat’ı okutmuşlar, “Para kazanmak için değil, iyi şarap yapmak için yola koyuldum.” diyen küçük kardeş ise Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda ve Fermantasyon Teknolojisi Bölümünü bitirdikten sonra şirketin başına geçmiş. Aile şirketlerinde küçük kardeşin yönetime getirilmesi nadiren görülse bile okuyan insana saygı duyan Tokat’ların böyle bir karar vermesi gayet normal. =)

Nihayetinde, şirketin kaderi 1972’de Yasin Tokat’ın işleri ele almasıyla değişmeye başlar ve gerçekleşen en önemli gelişme şarapların artık şişeli ve markalı satılması olur. Yıllar içinde gelişim devam eder, teknolojik açıdan şaraphaneyi yenileme/geliştirme çalışmaları yapılır. Bu dönemde Akdeniz ve Ege kıyılarındaki turizm potansiyelinin keşfedilmesi ve turizmin önemli bir şarap pazarı yaratması da Pamukkale ve Güney’in önünü açar. 1985’te ihracat yapma kararı alınması üzerine Almanya’da satış ofisi kurulur. 1990’larda ise Pamukkale ürünlerini yeniler, çeşitliliğini artırarak yatırımlarını sürdürür ve kalkınma hamlesi 1995 yılına kadar bütün Güney sathına yayılır.

İlkin şarapçılığa yönelik bağcılık için eğitilen ve gerektiğinde teknik destek sağlanan sözleşmeli çiftçilere özenle seçilmiş asma ve aşı kalemleri dağıtılır. Pamukkale, şirket için hususi olarak şaraplık üzüm üretmesini istediği çiftçilere ürünlerini satın alma garantisi verir. Bu arada yapılan özelleştirmeler nedeniyle topladıkları tütünü satmakta zorlanan çoğu kişi de Pamukkale’nin özendirmesiyle tütün ekili alanlara asma fidanı dikerek bağcılığa başlar. Gerektiğinde köylüye avans verilir, taksitle traktör satılır, don ve kuraklık yaşanan senelerde yardım edilir, bolluk olup da üzüm fiyatının düştüğü senelerde bağlar sökülmesin diye ilave ödeme yapmaktan çekinilmez. Hatta bağcıları motive etmek için ödül olarak altın dağıtılan en iyi üzüm yarışmaları düzenlenir. Sonuçta Pamukkale büyüdükçe, Güney de gelişir, ilçe artık dışa göç vermez, bilakis şarapçılık ile kalkınan bölge göç almaya başlar ve Pamukkale Şarapçılık ilçeye olan vefa borcunu böylelikle öder. Bu nedenle pek çok Güneyli erkek çocuğunun adının Yasin olması sürpriz değil, ilçenin çehresini değiştiren, makus talihini döndüren Yasin Tokat’a olan sevgi ve saygının yansıması sadece.

Ardından bölge iklimi farklı farklı uzmanlara incelettirilir, toprağın etütleri yapılır ve Pamukkale’nin öngörüleri ile yıllar içinde damıtılan tecrübesi doğrultusunda 1999’da Güney, Kalecik dışında ilk kez dikilen Kalecik Karasına ev sahipliği yapar, bununla da yetinilmez, Shiraz ve Cabernet Franc Türkiye’de yine ilk kez aynı dönemde Güney’de dikilir. Anlayacağınız, günümüzde bayıla bayıla şaraplarını içtiğimiz yabancı üzümlerin Türkiye macerası çok yeni! Sonrasında Cabernet SauvignonMerlotChardonnay gibi üzümler de ekilir. Bölgedeki gelişmelere diğer şarap firmaları kayıtsız kalmaz, yavaş yavaş önde gelen üreticiler Güney’den toprak almaya ve bölgeye yatırım yapmaya başlar; Pamukkale ise herkesi bölgeden bağ ve üzüm alması için cesaretlendirmektedir çünkü amaç Güneyin kalkınması ve halkının refaha kavuşmasıdır.

Ayrıca 1999, farklı şirketlerde çalışıp, kurumsal hayatın ne de “güzel” bir yer olduğunu tecrübe eden Selda Tokat’ın yurt çapındaki satış ve pazarlama çalışmalarından sorumlu olarak Pamukkale Şarapçılık’taki görevine başladığı senedir. Pamukkale, yıllar boyunca yaptığı yatırımların ve kurduğu başarılı altyapının meyvelerini 2000’lerde toplamak ister. Selda Tokat’ın göreve başlaması ile çalışmalar hız kazanır.

Bu noktada Selda Tokat hakkında bir hikaye anlatalım ki “pazarlama ve satış” çalışmalarını nasıl bir karakterin yönettiği hakkında fikriniz olsun:

2000’lerdeki şarap piyasası büyük firmaların hakimiyeti altındadır, butik denebilecek üreticiler piyasada yoktur. Zaten şarap içicisi de değişiklik aramamakta ve farklı farklı üzümlerin peşinden merakla koşmamaktadır. Böyle bir dönemde Pamukkale’nin pazara girmesi ve ağırlığını artırması kolay değildir. Ancak çocukluğundan beri hayal ettiği işi yapan Selda Tokat, taşıdığı soyadın hakkını vermek ve aile şirketinde başarılı olmak için elinden gelen her şeyi yapmaya hazırdır.

Günlerden bir gün bilmem kim ülke başkanlarından birinin yurdu ziyareti için Çankaya Köşkünde resepsiyon verildi, şunlar bunlar yenilirken yanında şöyle böyle şaraplar sunuldu haberini gazetede okuyan Selda Tokat’ın aklına bir fikir gelir ve dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e mektup yazar. Sayın Cumhurbaşkanım diyerek başlar, Tokat ailesini, Güney’i, kendileri gibi olan şarap üreticisi aileleri anlatarak yaşadıkları zorluklardan dem vurur ve hepimiz bu işe emek veriyoruz, tanıtıma, gazetedeki o üç cümleye ihtiyacımız var der, sonunu “Eğer ki sizler her resepsiyonda farklı bir üreticinin şarabına yer verirseniz. Sadece bizler değil, bu dünyadaki herkes çok mutlu olacak.” cümlesi ile bağlar.

İçi içini yiyen ve uyku tutmayan Selda Tokat, sabahın köründe işe gidip, Cumhurbaşkanlığına faks çeker, bununla da yetinmez, bir de telefon edip “Sayın Cumhurbaşkanına faks çektim, eline ulaşma ihtimali var mı acaba?” diye sorar. Ardından aynı faksı amcası Yasin Tokat’a da çeker. Amcası, Selda Tokat’ı arayarak “Sen bunu yollamadın de mi?” der. Yasin Tokat heyecanlanmış, muhtemelen yazıyı yanlış anlarlarsa işimiz zor diye aklından geçirmiştir; tabii yeğeninin baskı altında olduğunu düşündüğü için uzun uzun sağlığın her şeyden önce geldiğini, diğer konuların ikincil planda kaldığını anlatır. Ama sonrasında yazılanları sakin kafayla okuyup “Ne de güzel yazmışsın, duygulandım.” demeyi ihmal etmez. Aradan kısa bir zaman geçmesinin akabinde Pamukkale’nin ofisine telefon gelir, arayan Ahmet Necdet Sezer’in Özel Kalem Müdürüdür! Cumhurbaşkanlığı Ziyafet Ofisini Pamukkale’ye yönlendirir ve 8 koli Kalecik Karası siparişi verilir. Siparişin sevkiyatı ise kolileri arabasının bagajına atıp Ankara’ya gitmek için Güney’den yola koyulan Yasin Tokat tarafından gerçekleştirilir. Bu olayın ardından köşk resepsiyonlarında Türkiye’deki bütün üreticilerin şaraplarına yer verilmeye başlanır.

Eh, Selda Tokat’ın ne denli girişimci olduğu anlaşılmıştır herhalde. Böyle bir girişimcilik gücü, Pamukkale’nin kaliteli şaraplarıyla birleşince yavaş yavaş piyasaya nüfuz edilir, bir yandan da markalaşma çalışmaları sürer. Öncelikle 2010 yılında piyasaya çıkan, Latince kökenli olup, “düğüm” manasına gelen “Nodus”tan ismini alan şaraplardan bahsedelim. Hayattaki her dönüm noktasınde hikayenin düğümünü çözecek şeyin şarap olduğundan hareketle seçilir ismimiz. Etiketi, şişesi, kapüşonu gibi akla gelebilecek bütün detaylarla özenle ilgilenilir ilk göz ağrısı Nodus’ta, bu seride her biri 12 ay meşe fıçılarda dinlendirilen dört farklı tek bağ şarabı yer alır: ChardonnayCabernet SauvignonShiraz ve Merlot-Cabarnet Franc kupajı. Selda Tokat, Nodus’ların piyasaya çıkmasının ardından kızına dönerek “Bak, kardeşlerin.” diyecek kadar seviyor şaraplarını, tabii Nodus’lar farklı farklı yarışmalardan pek çok ödülle dönerek onu mahcup etmiyor, kızı Su Derin Mavi de önceden kıskandığı kardeşlerinin başarılarını gördükçe onlarla gururlanmaya başlıyor.

Pamukkale’nin 50. yılı şerefine 2012 yılında “L” serisi piyasaya sürülür, şirket “50 yılın tecrübesi bu şişede hayat bulmuş.” dedirtecek iki şarap yapmak için yola çıkar; mantarlar özel sipariş edilir, elinize alınca ağırlığını hissedeceğiniz uzun ve heybetli şişeler seçilir, metal kapüşon kullanılır, etiketi de bir o kadar şık ve seçkindir. İlk rekoltede 2.800 şişe üretilen beyaz şarap, seçme bağlardan gelen %45 Narince ve %55 Chardonnay kupajıdır. Yeni Fransız meşe fıçılarda mayalanmış, tortusu üzerinde dinlendirilmiştir. 2.000 adet üretilen kırmızı %50 Cabernet Franc, %30 Merlot ve %20 Cabernet Sauvignon harmanı, 24 ay meşe fıçılarda dinlendirilmiş. Her ikisi de eşsiz ve yarım asrın tecrübesine yakışan şaraplar. 2012’nin bir önemi daha var, 1972’de işe başlayan Yasin Tokat’ın 40’ıncı bağbozumunu yaptığı anlamına geliyor. Vay be! “L” serisi yalnızca Pamukkale’nin içine sindiğinde ve en iyi rekoltelerde piyasaya çıkıp adını yaşatmaya devam ediyor.

2015 ise sürpriz bir şarabın piyasaya çıkışına sahne olur. Önolog Jean-Luc Colin ve Selda Tokat Güney’den gönderilen Shiraz örneklerini İstanbul ofisinde tadarken Anfora Reserve olarak şişelenmesi düşünülen ayrı bir parti gelir önlerine; içer içmez vurulurlar. Selda Tokat “Bugüne kadar içtiğim en iyi kırmızılardan, özel bir ilgi göstereceğiz.” dediği şarabı “grand reserve” adı altında şişeletir. Damağı şaşırtan, hafifçe akıp giden, tanenleri dilinizi okşayıp geçen kadifemsi bir sıvı bu, adeta hayat suyu! Hele yudumladıktan sonra damakta kalan aromalar tam bir lezzet bombası, bulursanız kaçırmayın. Önümüzdeki dönemler için farklı üzümlerden yapılma “grand reserve”lerin gelme ihtimali var, eklemeden geçmeyelim.

Şaraplarını daha ileriye taşıyarak kitlelere iyi şarabı ucuza içirebilmek şiarıyla hareket eden köklü üreticimiz Pamukkale’nin portresini çıkartmak istedik. Yöresiyle özdeşleşen, yarattığı katma değeri yine insanıyla paylaşan güzide firmanın hikayesinden etkilendik ve “geri vermek” üzerine düşüncelere daldık. Çok yaşasınlar.

4 comments on “Pamukkale’nin Tarihçesi”

  1. semra arıbaş dedi ki:

    sevgili doğu, senin yazıları okumak çok zevkli sanki bir sohbet havası da var hem de hikaye gibi
    teşekkürler
    sa

    1. Adım Adım Gurme dedi ki:

      Teşekkürler Semoz.

  2. Winesarap dedi ki:

    Herzamanki gibi süper yazı olmuş..sadece türk saraplarini tadmak için 5-6 ay orada yasayasim var keşke hükümet tarafından destek gorebilse tüm ureticiler keşke sayın Necdet Sezer gibi koliler ismarlanabilse..kalemine duygu ve düşüncelerine sağlık xo

    1. Adım Adım Gurme dedi ki:

      Teşekkürler. Hayaller güzel ama gerçekleşmesi pek zor görünüyor; şimdilik Kanada iyi. =)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir