Reyhan Yaman – Likör Hikayeleri

Boğazına düşkün insanların ortak özelliği neyin, nerede en güzeli ve lezzetlisi varsa onu araştırıp bulmak; bunun için zaman harcamak ve yol kat etmekten hiç bir zaman gocunmamaktır. Biz de böyle insanlardık ama “Adım Adım Gurme” hayatımıza girdi gireli her şeye daha bir titizlenir olduk. Evde pişirdiklerimiz lezzetli olsun diye iyi sebze meyvenin nerede olacağını araştırdık ve yolumuz Şişli Ekolojik Pazarına düştü. Nereden bilebilirdik ki limon tezgahının yanındaki turuncu turuncu portakalların da yeni bir serüvenin başrol oyuncuları olacaklarını. Kafamızdaki ampülün yanmasıyla kaptık üç kilo portakalı. Sonra başladı araştırmalar, aileye, konuya komşuya sormalar. İşte bu şekilde başladı bizim “Likör Hikayemiz”. Pek çok tarif okundu, “Bu da yakışır yahu!” denilerek birkaç baharat eklendi ve kuruldu Portakal Likörümüz. Lakin uzun iş. Yemek değil ki bir iki saat içinde sonuca ulaşasın. Yaklaşık iki ay sonra açtık likörü; yok böyle bir heyecan. İnsanın eli değince, yapılanı bir başka beğeniyor, biz de çok beğendik likörümüzü, sağ olsunlar arkadaşlardan da övgüler aldık. Durum böyle olunca çocukluk anılarımızda yer edinen nane likörünün kokusu geldi burunlarımıza ve hikayemiz sürüp gitti, camın kenarına likör kavanozları tek tek dizildi.

Kayfe likörümüz. İnhisarlar İdaresi sonrasında Tekel ismini alacak.

Likörle ilgili yerli kaynağın neredeyse mevcut olmaması canımızı sıkarken 2016’nın yaz aylarında yeni bir kitap raflardaki yerini aldı. Reyhan Yaman’ın kaleme aldığı “Likör Hikayeleri”ni elimize alır almaz hem ön sözünden hem de ilk sayfayı çevirince karşımıza çıkan nane likörü şişesinden kitaba vurulduk. Başlayınca da bitmesine kıyamadığımız oluverdi. Reyhan Yaman, bir yandan kendi hikayelerinden ve sevdasından bahsederken, diğer yandan tarihin tozlu sayfalarını açıyor, sonra birden bire farklı tarifler vererek likör keyfini evinize konuk ediyor; bu da yetmiyor, okuyucusunu dünya çapında ünlü olan likörlerden haberdar ediyor.

İçinde altın varaklar yüzen Altın Likörü

Yazarımızın likör hikayesi henüz çocukken, Rum komşularında yenilen güzel bir akşam yemeğinden ardından ikram edilen kahvenin yanındaki nane likörünü tatmasıyla başlıyor. Likör damağında öyle bir tat bırakıyor ki seneler sonra bu serüvenin içinde buluveriyor kendini. Şimdilik 28 çeşit reçetesi var ama liköre aşık olmasından mütevellit sayı artacaktır diye düşünüyoruz. =) Bizdeki şarap tutkusu misali o da gezilerinin bir ucunu liköre dokunduruyor, bolca araştırıyor.

Kitap yaşanmışlıkların özeti, hayatın damıtımı. Öyle güzel hikayeleştirilmiş bir anlatım var ki likörlerden bahsedilirken ağzımız şapırdıyor, tatlarının nasıl olabileceğiyle ilgili hülyalı düşüncelere dalıyoruz ama bir anda Tekel‘e ait olan “Mecidiyeköy Likör Fabrikası”nın başına gelenleri okurken yanaklarımızdan bir kaç damla göz yaşı aktığını da fark ediyoruz.

Ali Sami Yen Stadı ve yanındaki Mecidiyeköy Likör Fabrikası. Şu anda bunların yerinde ucube binalar yükseliyor.

Reyhan Hanımın canlı tasviri sayesinde Mecidiyeköy’deki eski likör fabrikasının başına gelenler gözümüzde canlanıyor. Yemyeşil ve meyve ağaçlarıyla bezeli bir bahçesi bulunan fabrika aynı zamanda mimari anlamda da özel bir yapı. Fransız mimar, tasarımcı ve yazar Robert Mallet-Stevens’ın Türkiye’de inşa ettiği ve 1930’da “Dünya Anıtsal Yapılar” listesine kaydedilen biricik fabrika, ayrıca Art Deco‘nun mimari örneklerinden. Tabii ki bizler yapıyı koruyamıyor, yıkılmasına müsaade ediyor ve beton yığınları içine hapsediyoruz kendimizi. O günlerden geriye “Likör Yanı” sokağının tabelası kalıyor sadece.

Vermut’un ambleminde fabrikayı görebilirsiniz.

Kitapta bu güzelim fabrikada gerçek meyvelerden ve bitkilerden üretilen likörlerden, dünya çapında alınan ödüllerden bahsediliyor. Eskiden üretilen likörlerin anlatıldığı satırları okurken, lezzetlerini hayal etmeye çalışıyoruz ve “keşke”ler düşmüyor dilimizden. Keşke yine gerçek meyveden yapılan likörlerimiz olsa, keşke hala likör konusundaki uluslararası yarışmalarda adımızı duyurabilsek, keşke Tarabya, Etiler, Baltalimanı’nda yetişen mis kokulu ahududuları dalından toplayıp yiyebilsek, keşke keşke keşke…

Hüzünleri geride bırakırken Dünya’nın önde gelen likörlerinin hikayeleri anlatılmaya başlanıyor. Mesela Limoncellodan bahsedilirken bir yanda Villa Massa’nın Sorrento’daki bahçelerinin limonlarıyla, aile tarifine göre yaptıkları likörün, diğer yanda da Reyhan Yaman’ın kendi limoncellosunun reçetesini iç içe bulabiliyorsunuz. Kitabı tek solukta okur okumaz, edindiğimiz bilgiler doğrultusunda limoncello yapıverdik. Bakalım nasıl bir lezzet bizleri bekliyor. Belki yolumuzu Cunda’ya düşürüp Reyhan Hanım ile beraber tadarız. =)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir