Pamukkale

Yaz tatilimizin Datça ve Bodrum ayağı bitmiş, yukarılara doğru tırmanmaya başlıyoruz, Urla Bağ Yolu’nda neler olup bittiğine kısaca göz attıktan sonra rotamızı şarapla özdeşlemiş güzide ilimiz Denizli olarak belirliyor; merkeze değil, bir önceki yazımızda tarihçesine yer verdiğimiz Pamukkale Şarapları’nın doğum yeri olan Güney ilçesine doğru yola koyuluyoruz.

Güney’e varınca şaraphanenin nerede olduğunu öğrenmek için Fevzi Tokat’ı arıyoruz, verdiği yol tarife göre ilerlediğimizi düşünsek de bir süre sonra kaybolduğumuzu fark ediyoruz. Telefonu yeniden elimize alırken iki tane genişçe kapının önünde buluyoruz kendimizi ve içeriye göz atıp şişe şişe şarapları görünce doğru yerde olduğumuzu anlıyoruz.

Telefonda görüştüğümüz, Pamukkale ailesinin üyelerinden Fevzi Tokat bizleri karşılıyor. Cevizin dibinde oturup soluklanıyor, Arye’yi enerjisini atsın diye salıyoruz. Bakışlarımızı yukarı çevirince pencereler, balkonlar, farklı farklı evler görüyoruz; meraklı bakışlarımızı sezen Fevzi, “Burası yalnızca şaraphane değil, ayrıca Tokat’ların evi, ailedeki herkesin bir odası bulunur, çoğu da burada yaşamaya devam ediyor.” diyerek bizleri bilgilendiriyor. Bu arada Tokat ailesinin genciyle yaşlısıyla farklı farklı fertleri gülümseyerek “İstanbullu misafirlerin” yanından geçip gidiyorlar. Bir aile şirketinin ötesindeki Pamukkale‘de Tokat’lar, yaptığı işin o denli içerisinde ki şaraplarla yatıp kalkıyorlar desek yalan olmaz.

Kısa dinlenmemizin ardından şaraphaneye adımımızı atmaya yelteniyoruz ama o da ne! Ahşap giriş kapısına bakakalıyoruz, üzümlerin ve asmaların işlendiği müthiş bir şey bu.

Gezimize tersten başlıyor ve ilk olarak şişeleme kısmına uğruyoruz, süreç otomatize edilmiş ve etkin olarak çalışıyor. Hatta gezimiz sırasında uygun fiyatına kıyasla lezzeti ve güzelliği ile göz dolduran, son yılların hızlı çıkış yakalamış markalarından Sava‘nın etiketleri şişelere yapıştırılıyor.

Sonrasında otomatik soğutmaya sahip ve elektronik panolardan takip edilebilen içi epoksi kaplı 20 tonluk taş örme beton havuzların bulunduğu alana geçiyoruz, bayağı heybetli bir bölüm burası. Hemen bu bölümün yanında boy boy çelik tankların yer aldığı başka bir depolama alanı daha mevcut.

Üretim ve depolama kısımlarını gezdikten sonra yerin altına, doğal olarak 16-17 derece ısıda sabitlenmiş kava inmeye başlıyor ama merdivenlerin başında durup, kuş bakışıyla uyuyan güzelleri incelemeyi de ihmal etmiyoruz.

Başlıyoruz etrafta hayran hayran dolaşmaya; gidip fıçıları okşuyor, şaraplarla konuşuyor, mahzenin kendine has kokusunu kuvvetlice içimize çekiyoruz. Bir şarapseverin cennet hayali herhalde böyle bir yer olurdu. Şirketin dönüşümünü gerçekleştiren baş aktörlerden Yasin Tokat’ın yıllar boyu pek çok farklı şarap üreticisini gezerek kavlarını incelediğini ve Pamukkale’ye layık olacak bir kav inşa ettirmek için fikir topladığını öğreniyoruz; nihayetinde ortaya çıkan mahzen ise görkemli ve etkileyici!

Kavı gezerken, farklı farklı şarapların eski rekoltelerinin halen saklandığı da dikkatimizi çekiyor.

Bakınız 1999 rekolteli Shiraz ve 2002 rekolteli Kalecik KarasıPamukkale Şaraplarının Tarihçesini anlattığımız yazımızı okuyanlar bu şarapların neden özellikle saklandığını muhtemelen tahmin etmişlerse bile açıklamakta fayda var. Pamukkale, Türkiye’ye ilk kez 1999 yılında Shirazı getiren ve Güney’e diken üretici, ayrıca Kalecik dışındaki ilk Kalecik Karasını bu topraklara kazandıran onlar. Eh, bu tür ilklerin anısına, o asmaların hayat verdiği üzümlerden yapılan şaraplar mahzende muhafaza ediliyor.

Anfora chardonnay reserve 2004’ler de halen saklanmakta. Fevzi Tokat, kimi şarapların kendilerini bile şaşırttığını, beklentileri aşarak yıllara meydan okuduğunu belirterek uzun vadedeki gelişimlerini merakla takip ettiklerini dile getiriyor. Keza mahzende farklı fiyat aralıklarından şarapların eski rekolteleri mevcut, Anfora’dan tutun da Nodus’lara kadar gidiyor. Ayrıca tadının nasıl olabileceği üzerine düşündüğümüzde hayal gücümüzü zenginleştiren 1984 Çal Karası da kavda bulunmakta.

Bu noktada Pamukkale’nin farklı fiyat seviyelerindeki şaraplarına kabaca biz göz atmakta yarar var; genel itibarıyla en düşükten, en yüksek fiyata doğru sıralarsak:

Trio

Anfora

* Meridies – anfora reserve

Nodus

L – grand reserve

gibi bir basamaklandırmadan söz etmek mümkün. Her yazımızda vurguluyoruz ve vurgulamaya da devam edeceğiz ki fiyat şarabın kalitesini belirleyen bir etken değildir. Pamukkale gibi köklü ve güvenilir üreticilerin şaraplarının zaten bütünü kalitelidir. Tüketici olarak düşünmeniz gereken doğru zamanda doğru şarabı içmeyi öğrenmektir. Mesela gönlümüzdeki yeri ayrı olan Anfora serisini ele alalım, bir kere Pamukkale’nin geniş dağıtım ağı sayesinde pek çok yerde bulunabilmesi önemli bir artı, bu nedenle hafif-orta ağırlıktaki yemeklerin yanında hangi şarabı içelim diye soran arkadaşlarımıza muhakkak öneriyoruz. Tabii bu şarapları önermemizin tek nedeni “kolay bulunmaları” değil, rahat içimli, üzümün karakterini yansıtan, temiz, hatasız, gayet keyifli ve ingilizce deyimiyle “food friendly” yani “yemek dostu” şaraplar olmaları (Cabernet Franc’ını alıp da hemen deneyin hatta.). Ancak yemek ağırlaştıkça, mesela ızgara edilen et, kuvvetli ve yoğun bir sosla sunuluyorsa Nodus seviyelerine doğru gitmekte fayda var.

Sıra geliyor en keyifli kısma, eline meşe fıçıların içinden şarap çekmek için kullanılan özel çubuğu alan Fevzi, beklentilerinin yüksek olduğu şaraplardan sırayla tattırmaya başlıyor ve her biri farklı karakterdeki şaraplarla damağımız neşeleniyor. Tadımın bitmesinin akabinde keşke en beğendiğimiz fıçıların numarasını kaydedip, özellikle o fıçının şaraplarına talip olsaydık diye hayıflanmadan edemiyoruz. =)

Minik bir parantez açalım ve “beklentinin yüksek olması” ifadesinin ne anlattığı üzerine konuşalım. Pamukkale, gözü gibi baktığı seçme bağlarından gelen üzümleri sıkıyor ve şarap yapıyor. Ardından uygun olanları dinlenmesi ve yeni lezzetler kazanması için fıçılara alıyor; baştan beri bunların potansiyelli ürünler olduğu belli ancak ortada kim “Nodus”, kim “L”, kim “grand reserve” olacak konusunda verilmiş kesin kararlar yok. Şaraplar fıçılarda dinlenirken düzenli aralıklarla tadımları yapılıyor, her birinin nasıl bir gelişim gösterdiği inceleniyor ve örneğin fazlasıyla gelişime açık görünen bir şarabın birkaç ay sonra sınırına ulaştığı anlaşılabiliyor. Buna karşılık, daha geriden geldiği düşünülen başka bir ürün ise öne çıkarak üst basamaklara tırmanabiliyor. Şarap canlı, hem de çok canlı bir varlık, her daim dönüşüp değişmesi de bunun en büyük kanıtı.

Şaraphanedeki turumuz bitince ailecek Fevzi Tokat’ın arazi aracına atlıyor, Pamukkale’nin bağlarını ziyaret etmek için yola çıkıyoruz. Pek tabii Pamukkale’nin bir sürü bağı var ve kısa süre içerisinde her birini ziyaret etmemiz mümkün değil, bu nedenle son dönemlerin en gözde bağlarından birinin olduğu bölgeye gidiyoruz. Ayrıca Pamukkale kendi bağlarındakilerin haricinde, sözleşmeli çiftçileri aracılığıyla büyüme süreçlerini ve bakımlarını yakından takip ettiği üzümler de alıyor ve bu sayede Güney’in halkının kalkınmasına yardımcı oluyor.

Güney’in meşhur killi, kireçtaşlı ve demir yönünden zengin kızıl topraklarını ilk elden gözlemliyoruz, asmalar sevdalısına tutunan aşıklar gibi toprağa köklerini salmış ve sımsıkı sarılmışlar. Çok güzeller, çok asiller…

Bağların ortasındaki tepe dikkatimizi çekiyor ve öğreniyoruz ki Pamukkale, bu tepeyi oluşturmak için kamyon kamyon taş taşıyarak yapay bir yükselti meydana getirmiş. Ne kadar yüksek derseniz…

Bağları göz alabildiğine seyredebileceğiniz kadar yüksek deriz. =)

Pamukkale’nin geleceğe yönelik planları arasında bu tepeye yalnızca üst kalite şarapların işleneceği bir şaraphane kurma fikri mevcut, sonrasında pek fazla odası olmayan küçük bir tane şarap oteli de inşa etmeyi düşünüyorlar misafirleri için. Şaraba hayat veren asmaların kucağında yer alacak ve alabildiğine bağ manzarası sunan böylesine bir otelde konaklamanın fazlasıyla keyifli olacağı kesin.

Kısa zamanda pek sevdiğimiz Güney’den ayrılık vakit geliyor; önceliği iyi şarabı makul fiyatlarla tüketiciye sunmak olan Pamukkale, doğduğu topraktakileri hakkaniyetle gözeten bir şirket olarak sevgimizi ve saygımızı kazanıyor.

2 comments on “Pamukkale”

  1. gökhan dedi ki:

    Ayağınıza sağlık güzel bir yazı olmuş:)

    1. Adım Adım Gurme dedi ki:

      Teşekkür ederiz. =)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir