Amadeus

Şarapsever gözlüğü ile Bozcaada’ya gitmek ayrı bir deneyimmiş, “turist gezmesi”nin ötesinde, daha keyifli ve adanın başka yüzü. İlk durağımız Amadeus oluyor, bu yıl açılan Mozart Cafe’nin bar taburelerine kurulup Oliver’in (Gareis) gelişini bekliyoruz. Ufukta Oliver görünür görünmez Cabetnet Sauvignon’dan yapılma, 2015 rekolteli yarı tatlı Rose şarabını bardaklarımıza dolduruyor; güneş tepemizde kuvvetlice parlarken iyice soğutulmuş bu karakterli pembe iyi geliyor!

Aslında Amadeus’un hikayesini Oliver’in babası şampiyon buz patenci Hermann Gareis ve 1958’te evlendiği eşi Ingrid’ten başlayarak anlatmak daha doğru. Bir maden şirketinde çalışmaya başlayan Hermann, eşini de alıp manyezit aramak için bir yıllığına Türkiye’ye gönderilse de o bir yıl olmuş sana bir ömür, uzun yıllar İstanbul’da, Maçka’da oturmuşlar. Oğulları Oliver ise 1964 yılında dünyaya gelmiş.

Bu arada ailenin yazlığı Tuzla’daki Manastır mahallesinde bulunan Mercan Yuvası’nın hemen yanında, tabii manastırın harabeleri de duruyor. Hermann, demek ki bir zamanlar papazlar burada yaşadı ve muhtemel ki şarap ürettiler, ben neden yapmayayım diye düşünerek evin önüne kendi asmalarını dikmeye 1972 yılında karar veriyor. Maalesef ki “literatürde olan ve olmayan” her türlü hastalığa yakalanan bağdan üzüm alınamıyor ve 3-4 yıl sonra bağlar sökülüyor. Ancak yılmıyorlar, pazardan Çavuş üzümü alınıyor, ayakları iyice sabunlanıp yıkanan ve temiz pak bir hale gelen Oliver başlıyor üzümleri ezmeye. Sonrasında nasıl bir şarap ortaya çıkacak diye başlıyor heyecanlı bir bekleyiş. Ama maalesef sonuç hüsran, elde var sirke. İlerleyen yıllarda dışarıdan üzüm alıp da şarap yapma denemeleri devam ediyor ve ortaya kah şarap kah sirke çıkıyor.

1980’lerde Hermann emekli oluyor. Tuzla’nın denizindeki kirlilik ve İstanbul’un kalabalıklaşmaya başlaması onu yerleşmek için yeni yerler aramaya itiyor ve arkadaşlarının önerdiği Bozcaada’yı merak edip de keşfetmek için yola çıkıyor. Yıl 1986. Odunluk İskelesi’nden çıkartma botu ile adaya ayak basılıyor ve Gareis çifti buraya bayılıyor; 3 gün olarak planlanan gezi 10 güne uzuyor, arsa bulunuyor, ev alınıyor.

Bu arada Roselerimizi bitiriyoruz ve Avusturya-Alman misketi Gelber Muskateller’in 2015 rekoltesi bardaklarımıza konuyor. Tam bir ada şarabı, leziz aromaları ve ferahlatıcı bir asiditesi var bu beyazın.

Hikayemize devam edelim. Ada, geleneği sayesinde ailenin şarap üretme isteğini iyice kamçılıyor, o güne kadar adada bulunmayan Cabernet Sauvignon asmaları getirtilip ekiliyor. İşte Amadeus’un bugün içtiğimiz Cabernet Sauvignon’ları yaşı 20’ye erişmiş olan bağlardan geliyor. Sonrasında Syrah, Hırvat üzümü olan Zlahtina ve Zinfandel de yetiştirilmeye başlanıyor, ayrıca adadaki bağcılardan da üzüm alınabiliyor. Evlerinde şarap üretmek icin başvursalar da buna izin verilmiyor, bir yer ya imalathane olabilir ya da ev, ikisi birden olmaz deniliyor. 2009 yılında ise şaraphane için ayrı bir bina bulunarak gerekli prosedürler tamamlanıyor ve 2010 yılında üretime başlanıyor.

Tabii bu zaman zarfında Türkçeyi iyiden iyiye öğrenen Hermann ve Indgrid’e, adalılarca Hayri ve İnci isimleri takılıyor hatta kendileri bile birbirlerine bu isimlerle hitap etmeye başlıyorlar. İstanbul’da reklamcılık yapan Oliver de işlerini hafifleterek Bozcaada’ya gelip ailesine yardımcı oluyor. Günümüzde her şeyin başında Oliver var; 6 ayını Adada, 6 ayını İstanbul’da geçiriyor.

Ve tadımda sıra kırmızılara geliyor, önce Zinfandel 2012’yi, ardından Shiraz 2012’i deniyoruz. Her ikisi de meyve karakterini yansıtan, alkol oranları bir miktar yüksek olmasına rağmen rahat içimli ve güzel şaraplar. Özellikle Zinfandel gayet hoş, fıçı görmemiş olmasına rağmen üzümün kendisinden gelen hafifçe fıçı aromaları keyifli.

Oliver ile Amadeus’un üretim felsefesi üzerine laflamaya başlıyoruz; amaçlarının Ada’dan gelme üzümleri işlemek ve buranın kimliğini ön plana alan şaraplar üretmek olduğunu dile getiriyor. Ayrıca kişisel beğenilerini ürettiklerine de yansıtmış Oliver, sevdiği gibi müdahale edilmemiş ve doğal olmasını istiyor şarabın. Canlı ve meyvemsi kırmızıları arıyor, kupajları fazla tercih etmiyor ve meşe fıçı kullanımına mesafeli. Rose ve beyazlar söz konusu olunca da karakterli, asiditesi yerinde ve tazeleyici şaraplar yapmak hedefinde. Bu özellikler nedeniyle Amadeus’lar genel itibarıyla içime hazır olarak piyasaya sürülüyor, uzun süre yıllandırılmaları önerilmiyor.

Son kertede tattığımız tüm şaraplar için konuşursak, Amadeus, ada ruhuna uygun, içimi rahat, üstten bakmayan bilakis arkadaş olan, samimi samimi sohbet eden şaraplar yapıyor. Ayrıca bu yıl açılan Mozart Cafe’de oturup şarap içmek ve gün batımını seyretmek harika!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir