Çamlıbağ

Bozcaada’da bağlardasın,

Vasilaki ile baş başasın,

Kuntrayla sen harikasın,

Şarabınla aşkınla hep Çamlıbağ’dasın.

Gel haydi!

Çamlıbağ’yla hayata,

Sen gül haydi…

Çalan parçanın sahibi Gülcan Altan, Ayazma’ya doğru giderken Çamlık’ı görüp de hemen oradan dönüvermekle bağlarına varıldığı için Çamlıbağ adını alan üreticimizin sevdalılarından, öyle ki şarkı bile bestelemiş ve çok da güzel seslendirmiş; Ada’ya yolu düşen herkes bir kez de Gülcan Hanım için kaldırmalı kadehini!

_mg_8300-medium

Hazım Yunatçı Üzüm Sergisinde

Eski adı Tenedos olan Bozcaada, 500 yıldır Türkler ile Rumların bir arada yaşadıkları yuvaları, Ada’nın şarapçılık geleneği antik çağlara kadar uzanıyor, Tenedos sikkelerinde (Tenedion) “anfora” ve “üzüm salkımı” simgeleri dahi yer alıyor. Yakın tarihte ise şarapçılığı yalnızca Rum üreticilerin üstlendiğini görüyoruz; Cumhuriyetin ilanından sonra Yunatçı soyadını alacak ve ürettiğimiz üzümleri neden hep Rumlara satıyoruz da biz işlemiyoruz diye hayıflanan Haşim ise ailenin ilk delisi olarak 1925 yılında Panayi Dimo’dan satın aldığı üretim tesislerinde Çamlıbağ şaraplarını yapmaya başlıyor. Oğul Hazım Yunatçı, babasından devraldığı şarapçılığı bir üst seviyeye taşımış ve üretilen şarapları fıçıdan toptan satmak yerine şişelemeye başlamış. Bu arada Haşim’in şarap üretimine başlayarak Ada’daki gelenekleri değiştirmesi yüzünden oğluna müslüman ahali içerisinden evlenecek kız bulmakta zorlandığı da söyleniyor.

Hazım’ın ardından üçüncü kuşak olarak bayrağı Orhan Yunatçı devralmış ve günümüzde kimya mühendisi olan oğlu ve Çamlıbağ’ın kurucusunun adaşı Haşim Yunatçı işin başında. Anlattığımız hikaye boyunca sorunlarla da karşılaşmışlar tabii, birkaç kez iflas etmişler, zor zamanlar yaşamışlar, hatta Yunatçılar 1960’larda işleri tamamen bırakıp Çanakkale’ye göçmüşler, zeytinlikler almış ve apayrı bir iş yapmayı kafaya koymuşlar. Neyse ki bu karardan geri dönülmüş de şarapçılık sürdürülebilmiş.

Ada’daki ziyaretimiz sırasında Haşim Bey ile Çamlıbağ’ın farklı farklı şaraplarını deneyerek Tenedion Şarap Evi’nde (Ziyarete gelen herkese öneririz, harikan mekan.) sohbet ettik; şarabını aşkla anlatmasını masal okunan bir çocuğun heyecanı ile saatler boyu dinledik, çok etkilendik.

_mg_8307-medium

Neden Arye’nin de böyle bir pozu olmasın değil mi?

Haşim Bey iyi şarabın temelinde iyi üzüm yattığının, asıl işin bağda yapıldığının farkında olanlardan, eğitimim kimya üzerine ama bağcılığı babamdan, dedemden, bağlarda çalışarak, sabahlayarak, her yerini karış karış gezerek öğrendim diyor. Dedesinin “Bir şarapçı ömründe 60 tane bağ bozumu ya görür ya görmez, eğer benim tecrübelerimden faydalanmaz da her şeyi tekrardan keşfetmeye çalışırsan 60 yılını kaybedersin, birikimimizi kuşaklar boyu aktarmalıyız.” cümlesini kulağına küpe yapmış, ondan gördüğü doğruları ve yıllar içinde damıtılan tecrübeyi özümsemiş.

1999 yılında bir miktar Cabetnet Sauvignon ve 2004’te Merlot ekilmiş olsa da Çamlıbağ’ın gerçek sevdası Ada’nın yerel üzümleri Kuntra, Karalahna ve Vasilaki, öncelikli amaçları bunları layıkıyla işlemek ve teruarı yansıtan “Ada Şarapları” üretebilmek. Şarap yaparken yalnızca kendi bağlarından gelen üzümleri kullanıyorlar ve bağlarına büyük özen gösteriyorlar; sulama yapılmıyor, ilaçlama da ancak çok gerekli görülür ise ve az miktarda yapılıyor.

_mg_8330-medium

Bozcaada’da Kuntra olarak bilinen üzüm Trakya’ya kanyak ve rakı yapmak için devlet tarafından götürüldükten sonra o bölgede Karasakız olarak anılıyor, günümüzde özellikle Çanakkale civarındaki Karasakızları işleyen üreticilerimizden biri de Suvla. Kuntra, Pinot Noir gibi açık renkli şaraplar veriyor, kırmızı meyve aromalarının yanında topraksı tatları da bulabiliyorsunuz. Karalahna tanenleri kuvvetli, daha buruk tadı olan kırmızı meyveler ve baharat tonlarına sahip, genellikle Kuntra veya yabancı üzümlerle harmanlanarak kullanılıyor. Beyaz üzüm Vasilaki ise, hoş asiditesi ile ferahlık veren ve meyvemsi şaraplar ortaya çıkartıyor.

Haşim Bey’in zihninde/notlarında bağların, parsellerin, her bir parseldeki omcanın yeri belli. Bağın farklı bölgelerinde ne gibi uygulamalar yapılmış, bunlar nasıl sonuçlar vermiş, hangi omcanın neye ihtiyacı var, her iyi bağcı gibi bunları bir çırpıda sayabiliyor. Bağın içinde yaşamak, onunla bir bütün olmak önemli. Genellikle bağda çiçek açtıktan 90 gün sonra ayın konumuna bakılarak ne zaman yapılacağına karar verilen bağbozumunun ardından üzümler şarap olmak için yolculuklarına başlıyorlar. Şaraplar ortaya çıktıktan sonra Haşim Bey bir şişe şarabı kapıp, soluğu bağda alırmış; onlarla konuşur ve şişeyi gösterip, geçen sene bana bu ürünü verdiniz, sağolun diyip şereflerine içermiş.

_mg_8315-medium

Bağlardaki sağlıklı, güzelce olgunlaşmış üzümleri hasat ettikten sonra sıra geliyor üretim aşamasına, Haşim Bey’in gelenekçi bir bakış açısı var, üzümleri sıkmak için makine alınana kadar bu üretimhanede gerçekleşen en büyük teknolojik yeniliğin önceden işçiler üzümleri çıplak ayakla ezerken, onlara çizme alınması ve ezme işleminin çizmeli ayaklarla yapılması olduğunu söylüyor gülerek. Ayrıca burada şıraya dışarıdan maya eklenerek şarap yapılmıyor, her şey doğal haline, akışına bırakılıyor ve üzümdeki, şaraphanedeki mayalar kendiliğinde harekete geçerek fermentasyonu başlatıyor.

Bu aşamadan sonra çelik tanklarda dinlendirilen şarap şişeleniyor. Çamlıbağ hiçbir şarabını meşe fıçıda dinlendirmiyor, amaçları bağdan gelen üzümün karakterini olduğu gibi şaraba yansıtmak, fıçıdan gelecek aromaların tada müdahale etmesini istemiyorlar. Mesela hem Kuntra hem de Kuntra Özel Rezerv’i var üreticimizin, ülkemizde genelde fıçıda dinlenen şaraplara rezerv denmesine rağmen Çamlıbağ’dakinin farkı özel rezerve hayat veren üzümlerin yaşı 60’ı geçkin olan Ada’nın en eski asmalarından/bağlarından gelmesi.

Bir de Ayapetro adı ile satılan daha yüksek fiyatlı şarapları var Çamlıbağ’ın, bunların farkı ise aşağıdaki fotoğrafta minik kapısını göreceğiniz 100 yıllık beton tanklarda şıranın fermente olması ve düşük verim prensibiyle çalışılan en üst kalite üzümlerin bu seride kullanılması.

_mg_8312-medium

Ayapetro Kırmızıdan Beyazın duygusal hikayesine de değinmek isteriz: Geçmiş dönem odur ki floksera salgını Ada’daki asmaları vurur ve pek çoğunu hasta edip öldürür. Hazım Yunatçı ise salgın nedeniyle beyaz şarap yapmak için üzüm bulamaz ve kırmızı şaraplık üzümlerden beyaz şarap yaparak soruna kendi yöntemiyle çözüm bulur. Yıllar geçer ve Haşim Bey çok sevdiği, şarapçılık hakkında pek çok şey öğrendiği dedesinin anısına kırmızı şaraplık Kuntradan bir beyaz yaparak onu onurlandırmak ister. Daha güzel bir hediye olamazdı…

Bizler Çamlıbağ’ın hem leziz hem de uygun fiyatlandırılmış şaraplarını ve Haşim Bey’i çok ama çok sevdik; şaraplarda ilk baktığımız şey olan nevi şahsına münhasır karakteri doğallıklarında, üzümden ve meyveden gelen aromaların korunmasında yakaladık. Hoş sohbeti ve mütevaziliği ile Ada’nın en şahsiyetli üreticilerinden Haşim Bey’e ve ekibine kocaman sevgiler gönderirken yazımızı ondan bir söz ile bitiriyoruz.

“Kimi zaman en iyi şarap sence ne diye sorarlar, hiçbir şaraba özellikle iyi/kötü diyemem; hepsinde emek vardır, kıyamam. En fazla söyleyebileceğim şey, şarap benim damak tadıma uydu veya uymadı olur.”

_mg_8333-medium

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir