Kocabağ

Zekiye, şarap tankını temizlemek amacıyla içine giren işçinin geri dönmemesinden şüphelenmişti, bu arada babası Mehmet Erdoğan, “Kontrol etmek için ben de tanka gireceğim.” dedi ve gözden kayboldu, dakikalar geçti ama geri dönen yoktu. Zekiye de peşlerinden gitmeye karar verdi ancak o da bir daha ses vermedi…

1972 yılında, babası Mehmet Erdoğan’ı şarap üretmek için ikna eden Zekiye ile başlıyor Gülşehir’e bağlı Yeşilyurt Köyü’ndeki Kocabağ’ın hikayesi, geniş bağlara sahip olan Erdoğanlar yıllar boyunca yetiştirdikleri üzümleri satarak geçimlerini sağlamışlar ancak öyle bir nokta gelmişler ki kendi markalarıyla şarap üretmeyi kafaya koymuşlar. Bu kararın ardından ailenin yüzyıla yakın süredir oturduğu köy evinin bahçesindeki tüf kaya kütlesi oyularak içerisine şaraphane yapılmış. İlk kez kendi şaraplarını şişelemenin heyecanıyla ortam tam da bir cümbüş yeriyken yazının başında anlattığımız elem olay meydana gelmiş. Şarapların bekletildiği tankın içindeki tortuyu temizleyen işçi biriken karbondioksit gazının farkına varmamış, onun durumunu merak eden Mehmet Erdoğan ve sonrasında kızı Zekiye tanka inmiş. Maalesef gazdan zehirlenen üç kişi de hayatını kaybetmiş. Davullarla zurnalarla açılan şaraphaneden üç cenaze çıktı diye anlatıyor aile o günleri. Bu üzücü olayın ardından şaraphanenin kapısına kilit vurulmuş, Kocabağ markasıyla uzun bir süre boyunca tekrar şarap yapılmamış ve bağdaki üzümler başka üreticilere satılmış.

Yıllar geçmiş, Zekiye’nin küçük kardeşleri Hasan, Memduh ve Mesut büyümüşler; Kocabağ markasını diriltmeyi ve yarım kalan şarapçılığı sürdürmeyi kafalarına koymuşlar. Bu amaçla 1983 yılında üretime yeniden başlansa da Kocabağ markası kullanılmamış ve şaraplar ilkin Doluca’ya satılmış. 1985 yılına gelindiğinde ise ailenin aklında yine şarapları İstanbul’a götürüp oradaki üreticilere satmak varmış. Yola çıkmışlar ancak giderken bir anda fikirleri değişmiş, “Yahu Ankara bize daha yakın, neden Kavaklıdere’de şansımızı denemiyoruz ki?” diyerek direksiyonu Ankara’ya doğru kırmışlar. Çılgınlığa bakın, önceden haber vermek yok, araya birilerini sokmak yok, Erdoğanlar doğrudan Kavaklıdere’nin sahibi Başman Ailesi’nin Tunalı’daki malikanelerine gitmişler. İlk başta onları içeri almayan bekçiye meramlarını anlatıp kapıyı çalmayı başarmışlar. (Kavaklıdere’nin Tarihçesi yazımızı okursanız o dönemlerin ruhunu daha iyi anlayabilirsiniz.)

Bu cüretkar hareket geri tepmemiş, Kavaklıdere ile iyi anlaşmışlar ve o günden sonra aralarında halen devam eden bir dostluk bağı kurulmuş, neticede 1985 rekoltesindeki bütün üretimi Kavaklıdere’ye satmayı başarmışlar.

1986 yılı ise dönüm noktası olmuş, üretilen şarapların başkalarına satılmasından vazgeçilmiş. Öküzgüzü, Narince, Boğazkere ve Emir üzümleriyle yapılan şaraplar Kocabağ markasıyla etiketlenmiş ve hikaye kaldığı yerden devam etmiş. Zaman içerisinde pek çok başarı ve ödül kazanılmış ve Kocabağ Kapadokya’nın en önemli markalarından biri haline gelmiş. 2000’lerde Kocabağ, dostlukları iyice gelişen Kavaklıdere’ye Kapadokya’da bağ yatırımı yapması teklifinde bulunmuş, bu dönemde yeni yatırımlar yapmayı ve büyümeyi düşünen Kavaklıdere fikre sıcak bakmış. Ardından Kocabağ, söz konusu yatırım için arazi bulunmasına, bağların dikilmesine ve bakılmasına yardımcı olmuş; 2003 yılında Gülşehir/Kapadokya’da Kavaklıdere tarafından kurulan tesise de Côtes d’Avanos adı verilmiş. Kısacası Erdoğanlar, Kavaklıdere’nin yörede rahat etmesi için ellerinden geleni yapmışlar.

Bütün hikayeyi soğuk bir kış günü Kapadokya’yı beraber gezdiğimiz Hasan Amca’nın olduğu Mehmet Erdoğan’dan öğreniyoruz. Erdoğanlar’ın atlattığı badirelere rağmen azalmayan şarap sevgilerine ve azimlerine hayran kalıyoruz. Mehmet, sıcak ve samimi bir insan, görüştüğümüz andan itibaren hiçbir yabancılık çekmiyoruz, bize de aileden biri gibi davranıyor.

İlk durağımız tabii ki Yeşilyurt Köyü’nde bulunan şaraphane oluyor. Mekana varır varmaz yazının başındaki fotoğrafta yalnızca küçük bir kısmını gördüğünüz ama gerçekte kocaman olan Emir tarafından karşılanıyoruz. Emir’in boyutunu anlamanız için aşağıdaki fotoğrafı çekmeyi ihmal etmedik!


Emir’in dev gibi olduğuna bakmayın aslında yaş olarak küçük, o nedenle çok hareketli, heyecanlı ve aşırı sevecen. Eh, bunlar tam da bizim aradığımız özellikler! Emir’i bayağı bir seviyoruz, hatta bizleri izleyen Mehmet, şarap tatmaya mı yoksa köpek sevmeye mi geldiler diye düşünmüş olabilir, hakkıdır. =)

İlkin kayaya oyulan şaraphaneye adımımızı atıyoruz. 1970’lerde uzun uğraşlar sonucu buraları kazmış olmak, sözle rahatlıkla anlatılamayacak, gözle görülmesi gereken büyük bir iş. Tüflü olduğu için elinizle zorlasanız dahi rahatlıkla kayayı kazıyabiliyorsunuz ama kazma ve kürekle bütün şaraphaneyi bu şekilde oymak için ciddi bir emek harcanmış olmalı. Tabii bu emeğin karşılığı harikulade ve romantik bir mimari yapı olarak geri dönüyor; mağara şeklindeki şaraphaneye girince etkilenmemek mümkün değil. Şarapların doğru şekilde saklanacağı ısı ve nem oranı doğal yollarla sağlanırken estetik bir görüntü de ortaya çıkıyor, yapılan başarılı ışıklandırma ise mekanın aurasını taçlandırıyor.

Yer çekimi yöntemi ile üzümlerin işlendiği modern bir tesis burası, her şey olması gerektiği gibi, sürprize yer yok. Kaliteli ve belirli bir standartta üretimi garanti eden yapı kurulmuş. Tesisteki gezimiz bittikten sonra bağlara doğru yol alıyoruz; Kocabağ, Emir, Narince, Kalecik Karası ve Öküzgözü’nü kendi bağlarında yetiştiriyor, Boğazkere ve Cabernet Sauvignon’u ise anlaşmalı olduğu ve kontrolü altında bulunan başka bağlardan temin ediyor.

Kapadokya, volkanik etkiler sonucu oluşan tüflü toprak yapısıyla eşsiz bir bölge, Erciyes, Hasan ve Melendiz Dağları’nın püskürttüğü lavlar sayesinde bu hale gelmiş. Toprak yapısının bağcılık açısından en büyük artısı asma yetiştiricisinin baş belası olan asma bitinin yaşamasına olanak vermemesi. Bu sayede çok az bir ilaç kullanımıyla bağlardaki hastalıklarla mücadele edilebiliyor ve mümkün olduğunca doğal yollarla tarım yapılıyor. Ayrıca gece gündüz arasındaki yüksek sıcaklık farkı, Kızılırmak Nehri’nin yarattığı nem ve fakir toprak yapısı sayesinde asmanın köklerini derinlere salmak zorunda kalması sayesinde leziz şaraplık üzümler yetiştirilebiliyor. Emir bölgenin yerel üzümü, harika beyaz şaraplar ortaya çıkartıyor. Dimrit ise en ünlü siyah üzüm cinsi ancak kaliteli şaraplara hayat vermediği için fazla kullanılmıyor; yine de sofra şaraplarında karşınıza çıkabilir.

Kocabağ’ın bağlarının yanı sıra Kavaklıdere’nin bağlarını da görüyoruz, daha uzağa gözümüzü çevirdiğimizde ise Côtes d’Avanos tesisi gözümüze çarpıyor. Bağlar kış mevsiminde olduğumuz için çıplak, baharda büyüyecek ve yazın cıvıl cıvıl olacaklar.

Son durağımız Uçhisar’da bulunan ve Güvercinlik Vadisi’ne bakan Kocabağ’ın şarap butiği, manzarası efsanevi! Kapadokya’ya şarap denemek için geldiyseniz adres burası, turist otobüsleri uğramadığı için sessiz ve sakin, keşkemeş içerisinde şarap tatmak zorunda kalmıyorsunuz. Butikte, Mehmet’in babası Hasan Amca ile de tanışma şansına erişiyoruz, muhabbeti bu denli güzel olan az sayıda insan tanıdık diyebiliriz. Hem ailenin geçmişi hem de Kapadokya hakkında koyu bir sohbet başlıyor aramızda, tabii bir yandan da şarapları tadıyoruz.

Özellikle K serisinden Emir’i övmek istiyoruz, ülkedeki en iyi beyazlardan biri, gevrek ve hoş bir asiditesi var; dengeli, meyve aromalarıyla sizi yakalıyor, bölgenin ve üzümün karakteristik özelliği olan mineraliteyi hissettiriyor. İyice soğutulmuş şekilde servis edilmesine dikkat edin ve mutlaka ama mutlaka denemediyseniz bu şaraba bir şans verin.

İkinci şarabımız Kocabağ’ın 2016 yılının Haziran ayında başlattığı marka imajını yenileme ve modernize etme çalışmalarının ilk ürünü, kırmızı şarap LEO’S. Öküzgözü, Cabernet Sauvignon ve Boğazkere kupajı, 9 ay Fransız Meşe fıçılarda olgunlaştırılmış ve fıçı entegrasyonu gayet başarılı. Damakta akıcı ve canlı, tanenleri yumuşamış, kırmızı meyveler ile tatlı baharat tonlarının beraberliği mutluluk veriyor.

Sabah başlayan koşturmaca tadımın ardından ancak öğleden sonra tamamlanıyor; şimdilik hoşçakalın deyip ayrılıyoruz. Peşine yemek yeniyor, otele gidip dinleniliyor, akşam oluyor. Birkaç yerde şansımızı denesek de hiçbiri mekanı beğenmiyoruz ve napıyoruz? Soluğu tekrar Kocabağ şarap butiğinde alıyoruz. =) Dükkan kapalı ama Hasan Amca içeride, camı tıklatınca kapıyı açıyor, içeride eşi Gülay Hanım ile oturuyorlarmış. Hemen şarap ikram ediyorlar ve başlıyoruz sohbete. Öyle eğlenceli bir muhabbet gelişiyor ki o akşam hayatımızdaki en unutulmaz anılardan biri olup çıkıyor!

Gece olunca uyumak için otele dönsek bile bakıyoruz ki şarap sevdamız bitmemiş, zor olsa da açık bir tekel bayi bulunuyor, yine Kocabağ’ın ürettiği ancak daha çok bu yörede tüketilen bir şarap olan Avanos Vadisi alınıyor; hem de 1 litrelik kocaman şişe olanından. Muhabbet ede ede çerez ve kuruyemiş eşliğinde kırmızımızı bitiriyoruz, o kadar lezzetli geliyor ki şarabımız, bittiğinde tadı hala damağımızda. Her zaman dediğimiz gibi, iyi bir şarap deneyimi doğru zamanda doğru şarabı içmekle mümkündür.

Başta Mehmet Erdoğan‘a, sonrasında Hasan ve Gülay Erdoğan’a çok ama çok teşekkür ediyoruz, bizlere gösterdiğiniz samimiyet ve sıcaklık sayesinde o kadar mutlu olduk ki hala bu güzel ziyaretimizin anıları zihnimizde çok canlı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir