Kavaklıdere – Akyurt Tesisleri

Doğma büyüme Ankaralı, sonradan İstanbulluyuz. Ankara denince de Kavaklıdere’nin anlamı farklı oluyor; gezdiğimiz, gördüğümüz pek çok yerde izleri ve anıları var. Hayatımızın bir noktasında şarapla bu denli ilgili hale gelmemiz ve Kavaklıdere ile yollarımızın kesişmesi ise kaderin cilvesi olsa gerek.

Aile ziyareti için Ankara’ya gidecekken aklımıza “Yahu gitmişken neden Kavaklıdere’nin kalbini, Akyurt tesislerini ziyaret etmiyoruz ki?” sorusu geliyor. Sağolsunlar kırmıyorlar ve gülücüklerle bizleri Akyurt’a bekledikleri haberini iletiyorlar. Akyurt, Kavaklıdere’nin bugünlere gelmesi açısından hayati öneme sahip bir tesis, bu konuyu uzun uzadıya anlatmaya gerek yok, “Kavaklıdere’nin Tarihçesi” yazımızı okuyarak zihinleri tazelemek en iyisi.

Akyurt, Esenboğa Havalimanı’nın yakınında, şehir merkezine yaklaşık 30 kilometre mesafede yer alıyor. Alabildiğine geniş bir arazi burası. Kavaklıdere’nin ülkenin dört bir yanından getirdiği üzümler işleniyor ve üretimin önemli bir bölümü burada gerçekleştiriliyor. Türkiye’nin orta noktasında yer alması dolayısıyla üretim planlaması açısından stratejik bir nokta.

Tesiste pazarlama ekibinden Aslı Çakıcı ile şarap yapımında görev alan Mehmet Küpeli tarafından karşılanıyor; önce idari binayı geziyoruz. Giriş holü adeta bir müze gibi, mesela şirketin kurucusu Cenap And’ın çalışma masası burada yer alıyor, Atatürk’ün tadım yaptığı ve üzerinde “Büyük Önderimiz Bu Fıçıdan Şarap İçmişdi.” yazan ünlü fıçı yine burada, etrafta yıllar içerisinde katılım gösterdikleri farklı yarışmalardan kazanılmış pek çok da madalya var.

Ardından Kavaklıdere’nin 50-60 yıllık tarihi şaraplarını saklandığı kavın kapısının önünden geçiyoruz. Bu bölüm, şaraplar ısı, ışık, nem oranı gibi etkenlerin değişimlerinden zarar görmesinler diye yılda sadece 1 veya 2 kez açılıyormuş. Genel temizlik işlemlerinin yapılmasının ardından şarapların tadımı gerçekleştiriliyor ve ne durumda olduklarına bakılıyormuş; müthiş bir tecrübe olsa gerek. =)

Bu kapıların ardında neler yatıyor, neler…

Üzerimize tulumlarımızı geçirmemizin sonrasında üretim alanını ziyarete başlıyoruz; Akyurt tesisleri, Türkiye’de gördüğümüz en büyük şaraphane, küçükten büyüğe her boyutta çelik tank içeride mevcut, tam teşekküllü bir üretim hattı ve müthiş bir laboratuvar dikkatimizi çekiyor. Kavaklıdere’nin ilginç bir özelliğini de öğreniyoruz, çelik tanklarını kendileri imal ediyorlarmış. Dışarıdan yalnızca hammaddeler alınıyor, gelen malzemenin birleştirilerek çelik tank haline getirilmesi işlemi Kavalıdere ekibi tarafından tesiste, kendi ihtiyaçlarına göre yapılıyormuş.

Kavaklıdere’nin Côtes d’Avanos ve Pendore bağları ve bu bağların olduğu yerlerde şaraphaneleri de var olsa bile Akyurt’un farkı nedir diye soruyoruz. Zor olan az üretilen ve yüksek fiyat aralığında yer alan şarapları “iyi” yapmak değil, zaten bunlar için her rekoltede üzümün kalitesini değerlendirir, memnun kalmazsak rekolteyi pas geçebiliriz diyorlar. Mesela Pendore Öküzgözü‘nde 2012’den 2015’e atlanması bunun bir örneği. Mehmet sözlerine, asıl zorluk Selection, Egeo hatta Yakut gibi her yıl piyasaya sürülmek zorunda olan şarapları fiyat/kalite dengesini bozmandan aynı lezzette tutmayı başarmak, bu serilerin çizgisini korumak diye devam ediyor.

Peki bunu yaparken en çok nerede zorlanıyorsunuz der demez hiç düşünmeden cevabı söylüyorlar: Kupaj yaparken! Yıllar içerisinde oluşan, tüketicilerin ürünlerle özdeşleştirdiği özel tat profilini korumak için çok dikkatli ve dengeli davranmamız gerekiyor, toplam içerisinde binde bir oranında değişiklik yapsak dahi şarabı tekrar tekrar deniyor, tattaki oynamaları görmeye çalışıyoruz diyorlar.

Ta ta ta daaam! En bi’ sevdiğimiz olan fıçıların arasına düşüyoruz ve burada çok şekil bir poz vermeyi ihmal etmiyoruz, nasılız ama?

Son olarak tesisin içerisinde yer alan bağlarda şöyle bir turluyoruz, turluyoruz dediysek de pek kısa sürmüyor çünkü burası cidden büyük! Bağların kenarında çok tatlı bir köpüş bulup da seviyoruz. Köpek olmayan bir bağ eksik kalmıştır efendiler!

Gitmeden evvel Kav Club’a göz atıyoruz. Burası pek çok etkinliğin yapılabildiği bir kısım, dışarıdan gelen misafirlere açık. Bizim için en önemlisi restoran bölümü, gördüğümüz kadarıyla gayet güzel bir yemek menüsü var ama asıl fark yarattığı kısım şaraplar, Kavaklıdere’nin tüm ürünleri markette satılan fiyatların üzerine 20-25 TL eklenmiş olarak sunuluyor. Harika fiyatlandırma. Ortam çok güzel, sessiz ve sakin, arkadaş grubuyla gelip buranın keyfini çıkarmak gerek. Bu fikri aklımıza kazıyoruz, bir dahaki Ankara ziyaretimizde hem mutfağı deneyimlemek hem de uygun fiyata şarap içmek için uğrayacağız.

Kavaklıdere’nin güzel ve güler yüzü Yasemin Taşlıca‘ya, üniversitedaşımız ve samimiyetiyle gönlümüzü fetheden Mehmet Küpeli‘ye, ilgisi ve alakasıyla bizleri mutlu eden Aslı Çakıcı’ya teşekkür etmeden olmaz; bir gün kalkıp da Ankara’dan İstanbul’a gelirseniz biz de sizleri gezdirelim. =)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir