Toros Yemekleri ve Likya Şarapları

Bir akşam şarap içiyorduk ki Tuncay Gülcü‘nün memleketi Antalya’ya gittiğini ve pek sevdiğimiz Likya‘yı ziyaret ettiğini gördük. Bütün şarapları tek tek deneyen Tuncay’a şöyle bir yorumda bulunduk: “Likya’nın her biri farklı yemeklerle uyacak çok farklı karakterde ve lezzette şarapları var. En sevdiğimiz yönü bu.”. Meğerse Tuncay da aynı şeyleri düşünüyormuş, hatta bu şaraplarla, yörenin yemekleri nasıl olur diye de aklından geçiriyormuş. Aramızda konuştukça heyecanlandık, böyle bir beraberlik kulağa çok hoş geliyordu. Sonrasında fikirlerimizi Likya’dan Doruk Özkan‘a açtık, o da bizim heyecanımızı paylaşınca Nişantaşı’ndaki Çalıştay‘da “Toros Yemekleri ve Likya Şarapları” temalı bir yemek düzenlemeye karar verdik.

Aslında yemek demek hafif kalır, bu Tuncay’ın ortaya çıkardığı bir kurgu olan drinkNbite etkinliği idi. drinkNbite, yemek ve içecek arasındaki uyum projesi, öncelikle içeceğin aroma, tat ve lezzet profiline bakılıyor ve hangi tonların öne çıktığı belirleniyor. Ardından bu özelliklerle uyum sağlayacak özel yemek reçeteleri tasarlanıyor, bilinen tariflere dokunuşlar yapılıyor.

Pinot Meunier 2015 ile karşıladık ziyaretçilerimizi, köpüklü şarap yapımında kullanılan bu üzüm o kadar hafif, rahat içimli ve eğlenceli kırmızılar veriyor ki ortama ısınmak için aranan kan. Peki yanında ne ikram ettik dersiniz? Muhtemelen çoğu kişinin ilk kez duyacağı yerel bir Antalya lezzeti, Tirmis! Tirmis, sarı renkli ve büyük bir mısır tanesine benziyor, yöresel bir çerez. Acı bakla kaya tuzlu suda bekletilerek tatlandırılıyor, yerken de tuzluluk hissediliyor. Tam bir sohbet atıştırmalığı. Katılımcılar şaraplarını yudumlarken bu sayede kaynaşmaya başlıyor.

Mini mini karideslerin lezzetini tam manasıyla hissedebilmek için kabuğuyla yedik. Mis gibi deniz kokusu ve tadı damağımızı kapladı. Izgara avokadoysa hastası olduğumuz is ve mangal tadıyla harikalar yarattı. Bu iki malzemeyi bir araya getirip, daha da yukarı taşıyan portakallı tereyağlı sos ise son ve şairane dokunuştu. Şarap ise Likya’nın 1.100 rakımlı Elmalı’daki Toros Dağlarının eteklerinde yer alan bağlarından gelen bir Sauvignon Blanc örneği, rekolte 2015. Beyazımızın imzası dili elektrik çarpmışçasına gıdıklayan müthiş asiditesi ve kararında meyvemsiliği.

İkinci başlangıcımız tempoyu düşürmüyor, Yabani Otlu Hibeş, üstünde de bir parça greyfurt. Narenciyeden gelen asidite, tahin, ve yeşillikler derken damakta tam bir cümbüş yaşanıyor. Eşlikçisi Likya denince akla gelmesi gerekenlerden; üreticimizin teruarını en iyi yansıtan ürünlerden, Kızılbel 2014. Merlot, Syrah ve Öküzgözü kupajı. Hafif yemekler ile çok iyi uyum sağlayan, dengeli, tanenleri yuvarlanmış ve orta gövdeli bir kırmızı. 

Ana yemeğimiz ve assolistimiz Antalya Piyazı (moleküler gastronomiye göz kırparcasına yoğunluklu ve kıvamlı bir sıvı olarak hazırlanmış) ile sunulan Oğlak Tandır! Tandıra özellikle yakın çekim yaptık ki bu yumuşacık, ağızda dağılan ve damağımıza masaj yapan eti yakından görebilin. Yanında iki farklı şarabı denedik ve hangisinin yemekle daha uyumlu bir ritm tutturacağına baktık; ilkin Likya‘nın var ettiği bir üzüm olan Acıkara’nın 2014 rekoltesi geldi sahneye, sonrasında Malbec 2014 yudumlandı.

Her zaman görkemli finallere ihtiyaç yoktur, sadeliğin asaleti rahatlıkla gönlümüzü çalabilir: Patlıcan reçeli ve yanık dondurma ile lezzeti katmerlenmiş Balkabağı… Eşlikçisi yarı-tatlı şarabımız Saint Nicholas 2015.

Etkinliğin ertesinde, doğup büyüdüğü toprakları yemekleriyle bizlere anlatan Tuncay şu satırları karalamıştı, “Doğduğum, güneşinde kavrulduğum, dağlarında gezindiğim, denizinde balık tuttuğum toprakların yemeklerini yine aynı bölgeden, aynı havayı soluyan, aynı güneşte kavrulan, aynı topraklardan beslenen şaraplar için hazırlamış olmam… Menüdeki her yemeğin bir yaşanmışlığı, bir hikayesi vardı şüphesiz. Çocukken yolunu gözlediğim bisikletiyle tirmis satan amcalara, bahçeye ben daha 9-10 yaşındayken diktiğimiz avokado ağaçlarına, hibeşsiz oturmadığımız rakı sofralarına, yemekten hiç bıkmadığım Antalya piyazına, anne elinden çıkan patlıcan reçeline, dondurma deyince akla gelen yanık dondurmaya ve daha nicelerine sevgiyle ve hürmetle”, bu satırlara ekleyeceğimiz bir şey yok; yalnızca bu gece sayesinde fahri Antalyalı olduk diyebiliriz galiba.

Çok sevgili Doruk, Burak ve Likya ailesinin, hilesiz, makyajsız, güzel mi güzel şaraplarına, Tuncay ve ekibinin ellerine sağlık. Ancak asıl önemlisi teveccüh gösterip de yemeğimize katılanlar ve sevgili dostlar, sizlere sağlık…. Daha nice beraberliklere kadeh kaldırmak dileğiyle.

Bu arada etkinlikte anlatıcı konumunda yer alınca fotoğraf çekmeye pek vaktimiz olmadı ama sağolsun ki ‘Bugün Ne Yesem?‘den sevgili Yasemin her bir şeyi kaydetmiş; fotoğrafları ondan aldık. Öpücüklerimizi yolluyoruz.

2 comments on “Toros Yemekleri ve Likya Şarapları”

  1. Mehmet Kaynak dedi ki:

    Harika.Okurken bile etkilendim
    Sanki o yaşımda ben de var misin gibi oldum.LiLikya şarapları bu ülkenin batı şarap
    ti şarap taşlarına en yakın ve çok kaliteli saraplar

    1. Çok teşekkür ederiz. Likya, bu işe gönül vermiş ve şarabı gerçekten severek üreten, çok özel bir üretici.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir