İspanya Turu – Rioja

Rioja, İspanya’nın en ünlü, en güzel şarap bölgelerinden bir tanesi ve önemini neredeyse 100 yıla yakın bir süredir başarıyla koruyor. Ebro Nehri’nin çevresine yayılan Rioja, Alta, Baja ve Alavesa isimleriyle anılan üç alt bölgeye ayrılıyor. Burada beyaz ve pembe şarap üretilse bile asıl yıldız, öne çıkan üzümün Tempranillo olduğu kırmızılar. Rioja, İspanya’nın Bordeax’u olarak anılıyor, bunu sağlayan tarihsel bağlar ise iki bölge arasında mevcut. Riojalılar taa 1800’lerden beri Bordeaux’tan gördükleri şarap yapım tekniklerini izliyorlar. Ayrıca 1850 ve 1860’lar, Fransız bağlarını hastalıkların vurduğu dönem, oradaki şarap üretiminin gerilemesi, Fransızların ihtiyaçlarını karşılamak için gözlerini Rioja’ya dikmelerine sebep oluyor. Bu sayede bölge hatırı sayılır bir şekilde kalkınıyor. (Rioja ile Bordeaux birbirlerine 400 kilometre mesafede.) Sözü edilen ticari iş birliği sayesinde Fransızların bilgi birikiminin bir kısmı Rioja’ya aktarılıyor. 1880’de önemli bir liman şehri olan Bilbao ile Rioja’nın Haro Kasabası arasına tren yolu yapılıyor; bu sayede Rioja, şaraplarını deniz yoluyla daha rahat bir şekilde Bordeaux Limanı’na gönderme şansı elde ediyor. Haro ise zaman geçtikçe gelişerek Rioja’nın şarap konusundaki merkezlerinden biri haline geliyor. 1900’lerin başında parti sona eriyor, Phylloxera, Rioja’yı vuruyor ve bağların %70’ini haşat ediyor; Fransızlar ülkelerine geri dönüyor. Sonuçta, Rioja’nın yükselişi böylelikle sekteye uğruyor.

Bu dönemden sonra iki dünya savaşı, İspanya iç savaşı ve büyük bunalım gibi pek çok zorlukla sarsılan İspanya ekonomisi kolay kolay toparlanamıyor. Bu durum Rioja’nın ayağa kalkmasını engellese bile 1970’ten itibaren bölge toparlanmaya başlıyor. 1980’lerde İspanya’nın ekonomik olarak kuvvetlenmesi şarap üretimine olumlu olarak yansıyınca Rioja’nın yüzü gülüyor. Yeni şaraphaneler kuruluyor, gelişmiş teknolojiye sahip ekipmanlar alınıyor ve ortaya muazzam kırmızılar çıkıyor.

Günümüzde Rioja’da iki şarap yapım stili var, eski Amerikan fıçı kullanan ve şaraplarını uzun yıllar boyunca bu fıçılarda yıllandıran gelenekçiler ile yeni Fransız fıçılar kullanan ve şaraplarını fıçılarda daha kısa süre bekleten yenilikçiler. Her iki akımın takipçileri de farklı lezzet ve karakterde şaraplar üretiyor. Ancak önceki yazılarımızda tanıttığımız Ribera del Dueroda olduğu gibi burada da inanılmaz bir meşe fıçı kullanımı var. Bu sürecin doğru yönetimi ise en önemli husus. Rioja’daki kırmızıların fıçıda ortalama dinlenme süreleri 3 ila 6 yıl civarında, ancak birkaç on yıl önceye bakarsak bu ortalamanın 15-20 yıla kadar yükseldiğini görebiliriz.

Rakımı 460 metre civarındaki Rioja, her ne kadar denize pek uzak olmasa da çevresine yayılmış irili ufaklı dağlar, denizin etkisinin iç kısımlarına sokulmasını engelliyor. Tabii bu yükseltiler soğuk hava dalgalarını keserek iklimi yumuşatan bir işlev de üstleniyorlar. Rioja’nın şarap yapım tekniğinde, muhtemelen Bordeaux’tan devraldığı miras gereği, kupaj bol bol kullanılıyor. Üzümler arasında aslan payını Tempranillo almakla birlikte bağlarda Garnacha (Grenache), Mazuelo (Carignan) ve Graciano mevcut.

Rioja’nın apelasyon kurallarına yer verelim ve bu haftalık dersi bitirelim. =)

Beyazlarda,

* Crianza – Meşe fıçılarda en az 6 ay dinlendirilen şaraplar.

* Reserva – En az 2 yıl dinlendirilmek zorunda, bunun minimum 6 ayı meşe fıçıda olmalı.

* Gran Reserva – En az 4 yıl dinlendirilmek zorunda, bunun minimum 1 yılı meşe fıçıda olmalı.

Kırmızılarda,

* Crianza – En az 2 yıl dinlendirilmek zorunda, bunun minimum 1 yılı meşe fıçıda olmalı.

* Reserva – En az 3 yıl dinlendirilmek zorunda, bunun minimum 1 yılı meşe fıçıda olmalı.

* Gran Reserva – En az 5 yıl dinlendirilmek zorunda, bunun minimum 2 yılı meşe fıçıda olmalı.

Rioja maceramız, sabahın köründe soluğu Haro’da bulunan ve geçmişi 1879’a dayanan CVNE’de almamız ile başlıyor. (Hatta CVNE, Rioja’nın tarihçesini anlatırken bahis konusu ettiğimiz tren yolunun Haro kısmındaki istasyonunun hemen yanında.) Önceden randevulaştığımız için bekliyorlar ve her şey hazır. Bizi hemen içeri alıyorlar ve ziyaret başlıyor. Rehberimiz, adımız CVNE ama logomuza bakarsanız CUNE yazdığını görebilirsiniz diyor. Kuruluş aşamasında firmaya logo tasarlayan arkadaş tamamen kendi kafasına göre, “CVNE ne ya, bizim İspanyollar bunu zor okurlar, daha kolay telaffuz etmeleri için CUNE yazayım en iyisi.” diyerek böyle bir şey yapmış. O gün bugündür CUNE/CVNE ikiliği süregelmiş.

Ringo ringo şişeleeeerrrr

Mihmandarımız, şarap şişelerinin saklandığı çelik kafeslere dikkatimizi çekiyor. Apelasyon kurallarından hatırlarsınız, şarapları şişede dinlendirmek önemli bir gereklilik. Eskiden bu kafesler tahtadan imal edilir ve tahta kuruları çoğu zaman kafeslerin iskeletini yiyerek zarar verirlermiş. Çelik kafesler sayesinde o sorunu çözmüşler. Ayrıca bütün şişelerin oksijenle aynı seviyede temas etmesini ve şarapların aynı hızda olgunlaşmasını sağlamışlar. Şişelerin sabit durması ve bu kafeslere şişelerin eskiden olduğu gibi elle değil, makine yardımıyla rahatça yerleştirilmesi işlerini çok kolaylaştırmış. (Mesela CVNE özelinde şu anda 6 milyon civarında şişe dinleniyor, bu sayı nasıl büyüklüklerle uğraşıldığı konusunda fikir verebilir.) Kısacası, basit ve sıradan görünen bu kafes sisteminin Riojalı üreticilere sağladığı faydalar azımsanacak gibi değil.

İnanılmaz bir görüntü

Özel bir mahzendeyiz. İsmi Cemetery Of Wines yani Şarap Mezarlığı. Bütün duvarlar ve saklanan şişeler bir tür küf mantarı olan penisilinle kaplı. O kadar ilginç ve garip bir görüntü ki sözlerle anlatmak kolay değil, fotoğraflara dikkatli bakın. Çalışanlar, penisilin 1930’larda keşfedilene kadar durmaksızın etrafı temizlemekle uğraşıyorlarmış. Çünkü küf öyle kuvvetliymiş ki etraf tamamıyla temizlense bile penisilin 1 ila 1,5 aylık süre zarfında tekrardan her yeri ele geçirip, kaplıyormuş. Ancak yapılan keşif ve sonrasında gelen araştırmalar ile penisilinin şaraplara zarar vermediği, bilakis korunmasına yardımcı olduğu anlaşılmış. Böylelikle küfü kendi haline bırakmışlar.

Bu küf neredeyse şarapları oksijen geçirmez hale getiriyor. Şişenin üstünde ikincil bir tabaka oluşturup onu bütün dış etkenlerden koruyor. Kısacası “wine in a coma”, yani “şaraplar koma durumunda” hayatlarına devam ediyorlar. Peki bu koruma ortadan kalkınca ne oluyor derseniz; geçen hafta 1935 rekolteli oldukça eski bir şarabı açmışlar, ancak 20 dakika dayanabilmiş ve okside olmuş.

Bu bölümde sergilenen şaraplardan birini satın alırsanız, şarabı yalnızca özel ve korumalı bir çanta içerisinde dışarı çıkartma şansınız var. Çünkü şaraplar üstündeki küf tabakasını kaybettiği anda zarar görmeye başlıyorlar. Tabii bu kadar yıldan sonra geriye mantar namına pek bir şey kalmıyormuş, en iyisi şişenin boynunu kılıçla tek hamlede kesmekmiş. Cidden inanılmaz bir ortam, böyle bir yerin gerçek olabileceğini insanın akla almıyor. Peki eski rekolteli şarapların etiketleri ne durumda diye soruyoruz. Meğerse idari ofislerinde kocaman bir kutu varmış ve eski rekoltelere ait bütün etiketler orada saklanıyormuş. Bu sayede önceki yıllara ait bir şarap satılırsa, arşivlerinden ona ait etiketi çıkartıp yapıştırıyor ve orijinal etiketi ile müşteriye sunuyorlarmış.

Ve Imperial Salonu’na geçiyoruz. Imperial, CVNE’nin en üst fiyat aralığında yer alan şaraplarının bulunduğu seri. (Imperial Gran Reserva 2004, Wine Spectator’un 2013 yılına ait “Top 100” listesinde 95 puanla 1. sırada yer aldı.) Bu seriye hayat veren kırmızı şaraplar, işte bu salondaki meşe fıçılarda dinlendiriliyor. 120 yıl önce inşa edilen kocaman salonun içerisi kesintisiz bir görüntü elde etmek için özellikle hiçbir kolon olmayacak şekilde tasarlanmış. Rehberimizin deyimiyle amaç “pure magical” yani “büyüleyici” bir ortam yaratmakmış. Gerçekten içeriye şöyle bir bakış atsanız dahi etkilenmemeniz mümkün değil. Bu özel salonun tasarımcısı ise ünlü Fransız mimar Aleixandre Gustave Eiffel.

Bu kısımdaki gezimiz bitince dışarı çıkıyor, temiz havayı doyasıya içimize çekiyoruz. Bahçe birkaç hafta öncesinde düzenlenen sergiden kalan heykellerle dolu. Sanat ve şarap bir arada. O anda eski püskü görünen bir çan dikkatimizi çekiyor, bunu fark eden rehberimiz, “Yıllardır saat 15 dedi mi bu çan çalar ve herkesi yemeğe çağırır. Bizim geleneğimiz bu.” diyor.

Tadıma Monopole 2016 ile başlıyoruz. %100 Viura üzümünden yapılan güzel bir beyaz şarap. Şarabın tarihçesi mühim, piyasaya 100 yıl önce sürüldüğünde Kuzey İspanya’da üretilen tek beyaz şarap olduğu için Monopole ismini almış. Bu ifade “tekel” manasına gelmekte.

Ardından 2011 Imperial Reserva geliyor; %85 Tempranillo, %10 Graciano ve %5 Garnacha. Mis gibi kırmızı be! Rehberimiz bu sırada, “Artık bana müsaade, siz kafanıza göre şarapların tadını çıkarın.” dedikten sonra ayrılmak için hamle yapıyor. Ancak gitmeden de “Tadım yaptığınız CVNE yazılı kadehler hediyemiz, onlarla Türkiye’de şarap içtikçe bizleri anarsınız.” demeyi ihmal etmiyor. Ne kadar nazikler yahu… Bu vedanın sonrasında şaraplarla biraz daha oyalanıyor ve CVNE’den çok güzel anılarla ayrılıyoruz.

Sonraki durağımız Wines of Nesli’nin Madrid Üniversitesi’nden hocası Angel Benito ve ailesinin işlettiği, küçük ve tatlı bir aile şaraphanesi olan Urbina. Şarap yapımında bir fiil çalışan önolog Pedro tarafından karşılanıyoruz. Tadımı onunla yapacak olmamız büyük şans çünkü işin mutfağından geldiği için her şeye  hakim. İlkin Pedro’ya en merak ettiğimiz soruyu soruyoruz: “Hem Ribera del Duero’da hem de Rioja’da asmalar yere çok yakındı, bu tercihin nedeni nedir?”, Pedro, asıl mesele su diyor ve gövde yere yakın olunca köklerin suya ulaşması, nemi muhafaza etmesi çok daha kolay oluyor diye devam ediyor.

Burada 2 pembe ve 1 beyaz dahil olmak üzere tam 12 şarap tadıyoruz. Tadım yaklaşık olarak 1,5 saat kadar sürüyor ve her şarabın karakteri hakkında uzun uzun konuşuyoruz. Gerçekten zihin açıcı, Rioja’daki şarap stillerini öğrenmemize büyük yardımı dokunan harika bir tadım oluyor. Stil derken yazının başında bahsettiğimiz gelenekçi ve yenilikçi tarzları kast ediyoruz. Yalnızca üzümün kabuğundaki doğal mayalar ile şarap üreten Urbina, her iki tür şaraptan yapıyor. Etiketlerine baktığınızda hangi şarabın geleneksel, hangisinin de modern tarzda üretildiğini rahatlıkla anlıyorsunuz. Yaptıkları tasarımlarla istenen mesajı güzelce vermişler.

20 yaşında bir kırmızı

Pedro’nun şaraplarını anlatışı şiir gibi, kolay kolay akıldan çıkmayacak örnekler veriyor ve hayran kaldığımız benzetmeler yapıyor. Neyin nasıl olduğunu anlamamız için bildiği bütün detayları sıralıyor. İlla ki şarapların yemek uyumundan bahsediyor, şarabı asla tek başına düşünmüyor. Mesela, Urbina Reserva 1997, tek bir şişede üç veya dört tane farklı şarap var sanki, kadehimizde durdukça dönüşüyor ve değişiyor. Hem de bu şarap tamı tamına 20 yaşında. Plot 2007, etiketinden modern tarzda üretildiğini anlayacağınız bir şarap. Pedro’nun benzetmesi çok güzel, “Yeni bir sanat galerisinin açılış galasına katılacaksam, kadehimde olması gereken Plot’tur. Ancak Madrid’deki Prado Müzesi’ne gideceksem 1994 Gran Reserva’yı tercih ederim.” diyor. =) Bu arada Plot 2007, apelasyon kurallarının hiçbirine uymadığı için, “sofra şarabı” olarak isimlendirilebilen bir kırmızı, farklı ve güzel bir çalışmanın ürünü. Pedro’nun benzetmelerinden bir örnek daha verelim ve bu bahsi kapayalım o zaman: “Salva Reserva 2010, dizginlenmemiş vahşi bir at, diğer Reserva’larımız ise ehlileştirilmiş ve uysal hale getirilmiş atlar.”

Pedro, Rioja’da rekoltelere çok takılmayın demeyi ihmal etmiyor. Rioja, korunaklı bir bölge olduğu için iklim koşullarında yıldan yıla dramatik değişimler görülmezmiş, bu nedenle şarapların kalitesinde büyük oynamalar olmazmış.

Şarap elçiliği. :d

Tadımın sonrasında şaraphaneyi geziyor, ailenin diğer fertleriyle tanışıyor ve vedalaşmadan evvel Türkiye’den getirdiğimiz hediye şarabımızı veriyoruz. Bu seferki tercihimiz Öküzgözü.

Hafif bir şeyler atıştırmamızın ardından Vivanco Şarap Müzesi’ne gidiyoruz. Çok şukela bir müze yapmışlar, içi dolu dolu, verdiğiniz paranın karşılığını alıyorsunuz. Burada rahatlıkla saatlerinizi geçirebilirsiniz, bu nedenle ne kadar erken gelseniz o kadar iyi. Biz planladığımızdan daha geç geldiğimiz için doyasıya gezemedik.

Koku bölümü

Özellikle bir koku bölümü var ki burada oyunlar oynayıp, neyi kokladığınızı tahmin etmeye çalışmak gayet eğlenceli.

Manidar bir tirbüşon

Müzeyle ilgili tek handikap ise İngilizce açıklamaların yetersiz kalması, İngilizce konuşan sesli rehber var mıydı net olarak hatırlamıyoruz, eğer var ise almanızı tavsiye ederiz. Bu sayede her baktığınız şeye çok daha vakıf olacağınıza emin olabilirsiniz.

Farklı yanıklık seviyelerindeki meşe örnekleri

Kısacası Rioja’ya kadar gitmişken Vivanco‘ya uğramamak olmaz. Ayrıca burada şarap da üretiyorlar, keyfiniz varsa deneyebilirsiniz.

Rengi atmış bizim kısmın! Nerede bu devlet!

Müzenin bahçesinde kocaman bir koleksiyon bağı var. Yer kürenin dört bir yanından gelen çeşit çeşit üzümü bulmak mümkün, bir oraya bir buraya koşturarak kendinizi kaybedebilirsiniz. Koleksiyonun içerisinde Türkiye’yi temsilen yer alan üzüm ise favorilerimizden olan Öküzgözü. İyi seçim.

Patatas Bravas

Fark ettiyseniz gün boyu sürttük ve halen konaklayacağımız yere gitmedik. 😀 Kalacağımız yer Rioja’nın kalbi Logrono, evimizi yine Airbnb’den tuttuk ve yeme içme mekanlarının sıralandığı eski şehre yürüme mesafesindeyiz.

Ah bu güzelliğin kokusunu bir duysanız

Logrono, pintxocular bakımından zengin. Akşamları keyifli yemek turları yapılabilir. Uzun uzadıya şuraya veya buraya gidin demeyeceğiz; adres belli, Calle del Laurel. Çoğu dikkate değer mekan bu sokak ve civarında sıralı. Kendinizi bu bölgeye atıp, burnunuzun götürdüğü yere gidin.

Ayrıca yazının sonunda orjinal Logrono notlarımızı ve listemize aldığımız restoranları yayınlayacağız, yardımcı olacaktır.

Rioja’daki ikinci günümüze geçelim, sabahki randevumuz 1877’de kurulan Vina Tondonia’yla. Tondonia, dün ziyaret ettiğimiz CVNE’nin dibinde, Haro’da. Gönül isterdi ki iki şaraphaneyi aynı gün gezebilelim ama programlama yapmak gerçekten zor, bazı noktalarda verileni kabul etmek zorunda kalıyorsunuz. Şarap motifli tatil yapacakların aklında bulunsun.

Tura katılacağımız diğer kişilerle beraber beklediğimiz karşılama salonunda, 1910 yılında Brüksel’de yapılan büyük fuarda Vina Tondonia’nın şarap satmak/tanıtmak için özel olarak yaptırdığı küçük ahşap bir dükkan sergileniyor. Harry Potter filmlerinden fırlamış gibi, çok sevimli.

Modern mimarinin içinde nostalji

Bu minik dükkan yıllar boyunca kullanılmamış, şaraphanenin deposunda unutulmuş. 2002 yılında ise şaraphanenin 125. kuruluş yıl dönümü nedeniyle restore edilmesine karar verilmiş. Ayrıca, bu tarihi yapıyı içerisinde barındıracak yeni ve modern bir bina tasarlatılmış. Yeni binanın mimarı ise dünyaca ünlü Zaha Hadid.

Vina Tondonia, Rioja’daki en eski tarz üreticilerden biri, etiketlerinin tasarımı bile sanki yıllar öncesinden fırlamış. Şarapları ilginç, hepsinin kendine has ve özel bir karakteri var. Buradaki turumuz yer altına inerek başlıyor. Her yer ama her yer fıçı dolu (toplamda hepsi Amerikan meşesinden olmak üzere 1,4 milyon tane fıçı varmış.). “Bir fıçıyı 25 yıl boyunca kullanıyoruz.” diyor Lidia. En çok hoşumuza giden ise “Wine must taste wine” deyişi oluyor. Yani şarabın tadı şarap gibi olmalıdır, yoğun ve kuvvetli fıçı kullanımı ile meyvenin lezzeti gölgelenmemelidir.

CVNE’de olduğu gibi buradaki mahzeni de penisilin kaplamış, her yer küf içerisinde.

Devasa bir tünelin içerisinde yol alarak fıçı yapım bölümüne varıyoruz. Fıçı yapımı apayrı bir uzmanlık gerektiriyor ve uğraşısı çok fazla. Bu nedenle çoğu şaraphane kendi fıçılarını yapmak yerine dışarıdan alıyor. Vina Tondonia, yıllardır fıçı üreten, işinin ehli ustalara sahip ve halen kendi fıçılarını üretmeye devam ediyor. İlk olarak istediği türdeki meşeleri alıyor ve açık havada kurutuyor, sonra onu işliyor ve ortaya çıkan parçaları birleştiriyor. Amaçları hem aile geleneklerini devam ettirmek hem de fıçıların istenilen kalitede olmasını garanti altına almak. Lidia bir yandan üzgün, “Ustalarımız emekli olunca ne yapacağız bilmiyorum, mesleğe ilgi yok. Muhtemelen önümüzdeki dönemlerde dışarıdan fıçı almak zorunda kalacağız.” diyor.

Fıçı atölyesi

Bu arada kocaman tünelin içerisinde hummalı bir çalışma var, şaraplar bir fıçıdan diğerine aktarılıyor. Tam bu sırada çıkış için kullanacağımız kapı görünüyor. Ama dışarı çıkınca bir bakıyoruz ki girdiğimiz yerde değil, Ebro Nehri’nin kıyısındayız. Manzara pek güzel.

Jamon ve Kırmızı Şarap. Biz ise KALP

Geri dönüp kendimizi tekrar şaraphanede buluyor ve tadım odasına geçiyoruz. Lidia şarapları açıyor, içeriden jamon dolu tabaklar getiriyor. Eh tabii bizim gözlerimiz parlıyor. Bir yandan atıştırıyor, diğer yandan keyifle şarapları tadıyoruz. Vina Tondonia’daki turumuz en iyi örneklerinden biriydi; gördüğümüz her şeyden etkilendik, ayrıca şaraplarının kendine has karakteri damak hafızamız için bulunmaz bir nimetti.

Hiç vakit kaybetmeden yakındaki diğer şaraphaneye geçiyoruz, Martinez Lacuesta. Rehberimiz Lacuesta ailesinden Luis Martinez Lacuesta. Gayet renkli sohbeti olan tatlı mı tatlı bir amca. Şaraphanenin tarihçesini ve hangi badireleri atlatıp bugünlere geldiğini aileden birinden dinlemenin keyfi bi’ ayrı. Uzun yıllar boyunca Haro’nun merkezindeki eski şaraphanelerinde üretime devam etmelerinin ardından 2007’de yapımına başlanan, 2009’da biten ve 2011’de açılışı yapılan şu an bulunduğumuz tesise geçmişler.

Kayıtlar eskiye dayanıyor

Şaraphanenin kurucusu seyahati seven ve şarapları tüm dünyaya pazarlama gayesi olan biriymiş, tam 4 yıl boyunca 18 farklı ülke gezmiş. Martinez Lacuesta’nin 1895’te kurulduğunu düşünürseniz, 1900’lerin başındaki seyahat olanaklarıyla ne denli çılgın bir iş yapıldığını daha iyi anlayabilirsiniz.

Lacuesta’nın en büyük farklarından biri 1937’den beri ürettiği Vermut. Yaklaşık %80’i beyaz şarap, sonrasında üzerine alkol ilave ediliyor ve 15-20 gün boyunca çeşitli doğal otlarla beraber dinlendiriliyor. Ortaya çıkan karışım filtre edilmesinin ardından Amerikan meşe fıçılarda üç yıl bekletiliyor. Vermutun daha üst fiyat aralığındaki örnekleri ise ilave olarak 7 veya 14 ay Fransız meşe fıçılarda ve 20 ay Akasya ağacından yapılmış fıçılarda dinlendirildikten sonra piyasaya sürülüyor.

Firmanın tarihçesini anlatan bölümleri gezip, üretim alanı ve mahzene gidiyor, nihayetinde tadım odasına geçiyoruz. İspanya yazı dizimiz boyunca şarap yapım tekniklerine uzun uzun değindiğimiz için tekrar olmaması adına yeniden neyin nasıl yapıldığını anlatmıyoruz.

Tadım Vermutlar ile başlıyor; kadehlerimize konuk olan ilki en basit Vermut, temiz ve güzel, beğenimizi kazanıyor. Sonrasında Reserva geliyor, tam o anda Luis “Bakın bunu ançüez veya turşu ile içeceksiniz, tadı öyle çıkar yahu!” der demez kapı açılıyor ve ançüezli domatesli atıştırmalıklar geliyor. Reserva Vermut, tek başına dahi inanılmaz, tok ve kuvvetli bir lezzet, ama ançüezle birlikte bambaşka seviyelere çıkıyor. Damaktaki tatlı-tuzlu birlikteliğinin yarattığı denge muazzam. Luis, Reserva’nın açıldıktan sonra 6 ay boyunca dayanacağını belirtiyor.

Luis, son olarak, “Ah ben size şarap tattırmayı unuttum.” diyerek kırmızı bir Reserva açıyor. Kaliteli ve güzel bir ürün, tam şen şakrak sohbet edilen masanın ihtiyacı olan, lıkır lıkır ve keyifle içilecek bir kırmızı. Bu arada Rioja şaraplarının pek çoğunun boyun ile ağız kısmında bulunan dantel görünümlü ve altın rengindeki koruma bölümü, ihraç edilen şarapların önceden açılıp değiştirilmediğini garanti etmek için ekleniyormuş. Eskilerden kalma bu adet günümüzde devam ettiriliyormuş. Gezdiğimiz yerle ilgili böyle küçük ama tatlı detayları öğrenmenin keyfi ayrı.

Mutluluk pozu

Vedalaşıp, öpüştükten sonra Luis’cim, sen buranın yerlisisin, şöyle kralından bir mekan öner de iyi bir yemek yiyelim diyoruz. Şöyle bir düşünüyor Luis, elemanlarıyla istişare ediyor, sonra telefonla birilerini arayıp yer ayırtıyor; “Tamam benim adıma masanız ayrıldı, hadi bakalım sizlere afiyet olsun.” diyerek bizleri yolcu ediyor. O kadar mutluyuz ki… Her şeyiyle tatmin olduğumuz şahane bir gezi oldu bu, gözü kapalı tavsiye ederiz. Yolunuz Rioja’ya düşerse, lütfen Martinez Lacuesta’yı ziyaret edin.

Restoranımız neyse ki yakında çünkü çok açız. 5-10 dakika direksiyon salladıktan sonra La Vieja Bodega’dayız. Garsonlar jilet gibi, masalar tertipli düzenli, güzel bir şarap menüleri var. İşte kır lokantası dediğin böyle olmalı. Masayı gönlümüzce donatıp, birkaç saat oyalanıyoruz, hatta tatlı faslına gelince 2 çeşit tatlıyı 5 farklı tatlı şarapla eşleştirip, damaktaki farklı uyumları tecrübe ediyoruz.

Gitmeden son bir şaraphaneye daha uğrayacağız ancak sadece dışarıdan bakıp geçeceğiz çünkü mimarisi her yerde övülmüş.

Yılannnnnn

Ysios, nefes kesici, şaraphanenin hatları ardındaki dağların iniş çıkışlarını yansıtacak şekilde tasarlanmış, çok zarif. Oturup bir süre boyunca hayran hayran izliyoruz.

Son gün olmasının etkisiyle midir nedir zaman çok hızlı geçiyor, Logrono’ya dönüş, küçük bir pintxo turu, sabah erkenden kalkış, Madrid’e varış, arabayı teslim ediş, uçağa biniş ve İstanbul’a dönüş. Geriye dönüp baktığımızda dolu dolu geçen İspanya tatilimizin güzel anılarla hafızalarımıza kazındığını fark ediyoruz.

Logrono Mekanları

El Canalla

Explosión de huevo (yumurta patlaması???) en ünlü tapası, vallahi ne olduğunu bilmiyorum ama yenmeliymiş. =) Bir de Patata asada crujiente con pica pica (fırın patates gibi) diye görüntüsü hoş bir arkadaş var ki deneyelim.

El soldado de Tudelilla

Değişik değişik salatalar yapıyorlarmış, menü yokmuş, garson kafasına veya yönlendirmeye göre hazırlıyormuş. El Capricho sardine (mini bir sandviç, sardalyalı) ünlü tapaslarındanmış.

La Tavina

Yemek için buraya uğramaya gerek yok ama ikinci kattaki şarap barının ortamı güzelmiş. Biz göz atılır.

La taberna de Baco

Embuchado diye değişik bir şey var, sucuk filan gibi, denenir. Ayrıca Ensalada de Tomate (domates salatası) şukela görünmekte. Tosta de queso Los Cameros u da sevilir gibi. =)

Paganos

Burası et üzerine özelleşmiş, hemen bir şiş atıp, yanına da bir Crianza söyleyip yola devam ediciiz. Pincho moruno diyorlar şişe takılı etlere, “Iberico”dan olanını al ve dene diye önerilmiş. Tortillası fena değilmiş.

Pulpería La Universidad

Fiktif şekilde ahtapot dünyası diye çevirdiğim mekan. Pulpu a ala gallega (ızgara ahtapot) kesinlikle denemeli.

Soriano

Burada El champinon (ızgara mantar) yenilip, yola devam edilecek.

Sebas

Yiyebileceğiniz en iyi Tortillalardan biri denilmiş, ister acı sos ile ister acı sossuz. Sonracıma çıtır Lecherillas (UYKULUKKKKKK) iyi bir seçenekmiş.

Tondeluna

Farklı farklı şeyler yazılmış, 3 veya 5 ögünlük degüstasyon menüsü fena değilmiş, rezervasyon gerekebilir.

Taberna Herrerias

Bunu Murat’ın (Şarap Atölyesi) önerilerinden gördüm, ancak tapas barlara kıyasla biraz daha pahalı gibi: “Hola’yı birgün ziyaret eden Amerikalı misafirlerimiz vardı. Onlardan bir tanesi salata tarzı bir şeyler istedi ve ben de ona Herrerias’ta gördüğüm usülde ve tesadüfen o gün taze olarak köyden gelen büyük boy domateslerden yaptığım bol zeytinyağlı ve deniz tuzlu en basitinden ve en lezzetlisinden bir domates salatası yaptım… Amerikalı misafirimiz bu kadar basit olan bir şey nasıl bu kadar lezzetli olabilir diye sorup duruyordu kendi kendine… Burada aslında işin özü “corazon de buey” olarak da adlandırılan büyük boy domatesleri dilimleyip üzerine çok kaliteli zeytinyağı ve deniz tuzu ile çeşnilendirmek… başka hiçbir şeye gerek yok, muazzam bir lezzet… Herrerias’ın spesiyalitesi olan ve İspanya’nın birçok yerinde İspanyolca chuletas olarak adlandırılan barbekü stil pirzola yemeklerinin yanında özellikle sebze yemekleri de çok başarılı… Sebzeleri mutlaka mevsim sebzelerinden ve organik olanlardan seçiyorlar.. et yemeyenler için tüm İspanya’da olduğu gibi menüde deniz mahsulleri de burada da mevcut tabi ama hazır Rioja bölgesindeyken ve sağlam kırmızı şaraplar varken benim tavsiyem güzel bir sebze başlangıcı yapıp arkadan leziz bir ızgara et söylemek yönünde…”

Umm

Daha modern bir tapas barı olarak tanımlamışlar, seç beğen al, mesela biri de köfteleri çok güzel yazmış.

Vinos El Peso

Şarap dükkanı. “Vino muy rico” adı altında sattığı Crianza veya Reserva şarapları sorulmalı. Bunlar D.O. şarap konseyinden yeterince şişeleme yapıldığı için onay alamamış ama o seviyedeki ve kalitedeki şaraplarmış.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir