Edrine

Edrine’yle tanışmam Sommeliers’ Selection’a dayanır. Papazkaralarını ilk kez orada denemiş, rahat ve lıkır lıkır içimine, temiz ve güzel bir şarap olmasına vurulmuştum. Bu nedenle, İsa Bal ve Ronan Sayburn’un de Papazkarasını beğenmeleri ve Masterclass’a alarak değerlendirmeleri şaşırtıcı olmamıştı.

Ancak biliyorsunuz, benim için şarap üreticileriyle şöyle bir tanışmak yeterli olmaz. Onları gidip de yerlerinde görmek, hikayelerini kendi ağızlarından dinlemek isterim. Bu nedenle hafta sonlarından birinde yanıma arkadaşlarımı da alıp atladık arabaya, hedef, hem Edrine’nin Havsa’daki tesislerini gezmek hem de restoranında ete doymaktı. Doyduk da! Neyse, konunun o kısmına geçmeden evvel Edrine’yi tanıyalım.

Tolga!?!

Üreticimizin hikayesi Uzunköprü ilçesine bağlı Yeniköy ve Kırcasalih’te 2001 yılında bağ alanları alması, başta Cabernet Sauvignon, Merlot, Shiraz olmak üzere, Sauvignon Blanc, Chardonnay, Muscat Ottonel, Pinot Noir ve Papazkarası asmalarını dikmesi ile başlamış. Bu sürecin bütününde Bulgaristan’daki Plovdiv Üniversitesi, Bağcılık ve Şarapçılık bölümünde Profesör olan Braikov ile Radulov’un danışmanlığının yanı sıra Bulgaristan’ın en büyük asma fidanı üreticilerinden olan AMR-Argo’nin yardımlarından faydalanmışlar. 2012 yılında, asmalar gelişip, kendini bulduktan sonra ise Havsa’da şaraphane yaptırmışlar.

Firma ağırlıklı olarak Edirne çevresine, ardından da Trakya’nın geneline ürünlerini dağıtarak başlamış, doğruyu söylemek gerekirse bu bölgede çok ünlüler, en küçük tekel bayinden tutun da en büyük markete kadar nereye giderseniz gidin Edrine’nin şarapları ile karşılaşmanız mümkün. Yörenin halkı onları benimsemiş. Buna karşın, İstanbul ve Türkiye’nin geri kalanına yayılmak konusunda hızlı davranmamışlar; bu nedenledir ki Edrine ile tanışma fırsatını uzunca bir süre elde edemedik.

Edrine’nin Havsa’daki restoranı gayet hoş, yeşillikler içerisinde ve şahane bir ortam. Restoranın yanındaki şaraphanesinin boyutu ise beklentimin ötesinde, gerçekten büyük. Her yerde çelik tanklar var. Meşe fıçı kullanmıyorlar.

Restoranın bir diğer özelliği ise şarap içecek kişilere sundukları inanılmaz bir kadeh koleksiyonlarının olması. Zalto’dan tutun da Riedel’e, oradan Paşabahçe’nin Nude serisine uzanan geniş bir seçkileri mevcut. Şarabın en önemli eşlikçisi olan kadehlerin böylesine kaliteli seçilmiş olması Edrine’nin restoranını öne çıkarıyor. Çünkü İstanbul’daki en pahalı mekanların, şarabı market fiyatının 3-4 katına satan albenili restoranların dahi öyle basit kadehler kullandığını gördüm ki Edrine’nin bu hizmeti adeta çölde bir vaha.

Çıtır çıtır

Yediklerimize gelecek olursak, önden Satır Köfte geldi; sulu sulu ve etine dolgun. Böyle bir lezzet olamaz. Peşine yağı ve baharatı tam kıvamında bir Kasap Sucuk. Ardından kalem kalem Pirzola ve özellikle yağlı olanlarının arasından seçtiğimiz Antrikotlar. Evet, açtık a dostlar, aç! =) Yemek yerken Edrine’nin sahibi Demir Öktem’in gelmesi ve sohbetimize ortak olması, şarap serüvenini bizlere anlatması da ziyaretimizi daha anlamlı kıldı.

İstanbul’dan günübirlik bir kaçamak yaparak Edrine’yi ziyaret etmek ve restoranında ağırlığınızca et yemek gayet iyi bir fikir. Edrine’nin yukarıdan bakan, ağır ve gövdeli şarapları yok ancak yemeklere çok iyi eşlik eden, hafif, içimi kolay ve masanızdaki sohbetin ateşleyicisi olacak şarapları var. Bu güzel ama mütevazi şaraplara bir şans verin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir