Gürbüz

Gürbüz, Trakya’nın yeni kurulan şaraphanelerinden bir tanesi, yerleri Büyükkarıştıran Köyü’nün tam karşısında kalıyor. Şaraphaneye adını veren kurucu Akın Gürbüz’ün bu bölge ile olan bağları ise eskilere dayanıyor. Akın, Tekirdağ’ın küçük ve şirin köylerinden Gaziköy’de bağcılık yapan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Arada yıllar geçmiş, İstanbul’da hem okuyup hem çalışırken farklı farklı yabancı şarapları deneme fırsatı elde etmiş ve iyi şarabın ne demek olduğunu anlamış; bu işi yapmaya karar vermiş. Babasının yardımıyla en iyi üzümleri seçen Akın, ilk denemesini birkaç arkadaşıyla beraber Gaziköy’de yapmış. Ev yapımı şarapları hiç fena olmamış, oturup keyifle içmişler, pek bi’ beğenmişler.

Sonrasında Akın, bu işi layıkıyla yapmayı kafaya koymuş. Türkiye’de şarap yapımını öğrenebileceği herhangi bir okul olmadığı için yurt dışına gitmeye karar vermiş ve kapağı Kaliforniya’daki UC Davis’e atmış, önoloji eğitimi almaya başlamış. Stajını ünlü Napa Vadisi’nde yapmış, ardından Yeni Zelanda’da çalışmış, özellikle bu dönemde Sauvignon Blanc üzümüne ayrı bir ilgi duymaya başlamış. Memleket özlemi ağır basınca da 2010 yılında Türkiye’ye dönmüş. Akın, ülkemizdeki çeşitli şaraphanelerde çalışmış, bazılarına danışmanlık vermiş, bazılarına da danışmanlık vermeye devam ediyor. Ancak gün gelmiş, hayalinin peşinden koşmaya karar vermiş ve 2012 yılında kendi şaraphanesini, Gürbüz’ü kurmuş.

Minik bir sanayi sitesinin içerisinde bulunan Gürbüz Şaraphanesi, küçük ve derli toplu, çelik tankların ve 30 tane meşe fıçının olduğu bölümün yanı sıra bir de restoranı var. Bu seferki gidişimde yemeklerini deneyemedim ancak öğrendim ki grup olarak gelirseniz özel menüler çıkartabiliyor, mevsimiyse şahane oğlak yapıyorlarmış. Bir dahaki gidişimde bunları denemeyi kafaya koydum. Akın Gürbüz, hem aile yadigarı bağlardan hem de anlaşmalı olduğu çiftçilerden üzüm alıp şaraplarını yapıyor. Doğma büyüme Trakyalı olduğu için iklimi, teruarı ve yörenin insanını iyi tanıyor.

Sıra geldi şarapları tatmaya, 2016 rekolteli Misket ile başlıyoruz. Misket güzel kokuları ile burunlarımızı hemen mest ediyor, karakterini gösteriyor. Ancak asıl eğlenceli olan damağı, dilinizi gıdıklayan minik baloncuklar var. Akın bu tercihi özellikle yaptığını, şarabın içerisinde bir miktar karbondioksit bırakmayı amaçladığını söylüyor, biz de diyoruz ki daha çok bile olabilirmiş! Ayrıca şarap, ölü mayalarla beraber bir süre dinlendirilmiş, daha terimsel konuşursak hafifçe “Sur Lie” işlemi uygulanmış. Malolaktik fermantasyon ise yapılmamış.

Ekibimizin en tatlı üyesi Fındıkyanak

İkinci sırada Sauvignon Blanc 2016 var. Akın’ın doğduğu Gaziköy’deki 10 gün arayla olgunluğa erişen iki farklı bağdan gelen üzümlerle yapılmış. İki farklı teruardan gelen üzümler ayrı ayrı işlenerek şaraba dönüştürülmüş ve sonrasında kupajlanmış. Nihayetinde ortaya çıkan beyaz, başarılı bir Sauvignon Blanc örneği olmuş.

Son sırada gerçek bir assolist var, Cabernet Sauvignon 2015. Üzümler o kadar doğru bir zamanda hasat edilmiş ki damakta hiçbir yeşil ton yok. Kırmızı meyveyi sonuna kadar duyumsuyorsunuz. Tanenler canlı ve diri. 6 ay boyunca meşe fıçıda dinlendirilmiş ve bu sayede fıçı, şaraba yalnızca neşe katan minik bir buse kondurmuş, pek yakışmış. Akın’ın nihai amacı, üst düzey, insanın içtikçe içesinin geleceği, bir bardak içerken, diğerini düşleyeceği, derinlikli ve çok boyutlu şaraplar yapmak. Söyleyeceğim odur ki bu amacına Cabernet Sauvignon özelinde yaklaşmış, içimi beklentimin ötesinde keyifli.

Akın eline fıçıdan şarap çekmek için kullanılan uzun tüp gibi bir alet olan “Wine Thief”i (Şarap Hırsızı) alıyor ve yakında şişeleyeceği Shiraz’lardan tattırıyor! İlki “OP6-9-11”, Eceabat’tan gelen üzümlerle yapılmış ve geleceğinin parlak olduğu aşikar. Diğeri Gelibolu’dan gelen Shiraz’ların hayat verdiği “OP5-10-12”, bu da beğenimizi kazanıyor. Bu iki fıçıyı da aklınıza yazın derim, hatta aklınıza yazmakla kalmayıp, isterseniz bir fıçı şarabı bile satın alabilirsiniz.

Bir fıçıdan yaklaşık 300 şişe şarap çıktığını düşünürseniz, birkaç aile toplanıp da hep beraber fıçıya girmek fena fikir olmayabilir sanki. Şaraplar şişelenene kadar heyecanla bekleyip, ortaya çıkan size özel ürünleri tatmanın keyfi ayrı olur sanki. =)

Akın’ın işlemeyi planladığı farklı üzüm türleri var. 2016’da Kolorko ve belki Kınalı Yapıncak, 2017’de Karalahna denemeleri olacak diye ümit ediyor. Ne diyeyim, heyecanla bekliyorum. Şaraba doymuş bir halde Gürbüz’den ayrılmadan evvel Akın’dan geleceğe dair planlarını dinliyoruz. İlk hedef şaraphanenin önündeki yeşillik alanı düzenlemek, bahçeyi çevirip, masalarla donatmak. Şaraphaneye şimdilik köpek kabul edilmese de sözünü ettiğimiz yeşillik alan yapıldığı takdirde can dostlarımız orada gönüllerince koşup, oynayabilecekmiş. Gerçekleşmesi için biraz daha beklememiz gereken proje ise Gaziköy’de, bağların içerisinde güzel bir şaraphane inşa edilmesi ve misafirlerin burada ağırlanması.

Hayallerinin peşinden koşan insanları sevmemek mümkün değil. Bizleri en güzel şekilde ağırlayan Akın Gürbüz’e teşekkür ederiz, yeni şaraplar gelince tekrar misafir olmak niyetindeyiz.

3 comments on “Gürbüz”

  1. Prof. Dr. Y. Sabit Ağaoğlu dedi ki:

    Akın Gürbüz meslektaşımı bu güzel girişiminden dolayı kutluyor bol kazançlar diliyorum.

  2. selin ayhan dedi ki:

    Akın Gürbüz sadece bilgi ve tecrübesini konuşturarak; sıfır teknoloji ile harika şaraplar yapılabildiğini hepimize kanıtlıyor. Güzel yazı için teşekkürler

    1. Aynen öyle! Zaten iyi üzüm, iyi şarap için yeterli cidden. =) Teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir