Kavaklıdere – Pendore Bağları

Kavaklıdere’nin Tarihçesi yazısının sonlarında, “Kavaklıdere yoluna dolu dizgin devam eder, her geçen gün kendini geliştirir, 2003 yılında Gülşehir/Kapadokya’da kurulan Côtes d’Avanos ile 2005‘te Kemaliye/Manisa’daki Pendore bağları, kendi isimleri ile özdeşleşen yüksek kalite şaraplara hayat verirken, yerel üzümleri korumak ve desteklemek halen şirketin birincil hedefidir.” cümleleri yer alıyordu. Şimdi, o satırlarda yazan yere, Pendore’ye gideceğim. Rüya başlasın!

Uçağım, İzmir semalarına geldi ve yavaş yavaş alçalmaya başlıyor; az sonra tekerin pistle buluştuğunu belirten hafif sarsıntıyı hissediyorum. Güzel ve eğlenceli bir ekibiz, hemen çantalarımızı alıp, Pendore’ye gitmek için servislere geçiyoruz.

Odun Köfte

Manisa’ya gelmişken Odun Köfte yemeden sizleri bırakmayız diyen Kavaklıdere ekibi karnımızı doyuruyor. Sağolsunlar. =)

Nihayet, merakla beklediğimiz Pendore Bağları’na geldik! Uçsuz bucaksız bir bağ alanı, göz alabildiğine uzanıyor. Tamı tamına 2.000 dönüm. Burası Alaşehir’in Kemaliye’sinde ve deniz seviyesinden 350 metre yükseklikteyiz. Bu alan, akdeniz iklimi ile karasal iklim arasındaki geçişin yaşandığı bölgede bulunduğundan kaliteli şaraplık üzüm yetiştirmek için fazlasıyla uygun. Ayrıca bağların yer aldığı coğrafya, tek düze değil, bol bol engebe ve eğim var, bu da demek oluyor ki farklı lezzet ve tat oluşumlarını destekleyen toprak yapıları mevcut. Bağlarda kimyasal ürün kullanılmaması ve biyodinamik ile organik bağcılık arasında bir düzen tutturulması da lezzete etki eden unsurlardan.

Bu bilgileri alırken, bir yandan da Altın Köpük içtiğimi itiraf etmem gerek. Artık öyle bir hale geldim ki neredeyse güne bile köpüklüyle başlayacağım. =) Laf aramızda, 2017 Yılının En İyi 10 Yerli Şarabı listesinde yer alan Altın Köpük’ün etiketi yenilenmiş; şıklık, zerafet ve sadeliğin çok ama çok hoş bir karışımını yansıtıyor. Bayıldım.

Bu arada Pendore’de hasat 8 Ekim 2017’de Bornova Misketi ile başlamış bile, tarih olarak Türkiye’nin son hasatlarından biri. Malum, burası üzümlerin geç olgunlaştığı bir bölge. 2017’de verim düşük olmuş, yani şaraplar az ama güzel olacak. Ziyaret tarihim itibarıyla kırmızı üzümlerle hasat devam etmekte, ertesi gün ben de salkımları koparıp, hasada katılacağım.

Kalp Kalp Kalp

Bornova Misketi demişken, yanlış bir algı oluşmaması için belirteyim, kendisi Pendore Bağları’ndaki tek beyaz üzüm, adeta bir kraliçe. Onun haricindeki bütün üzümler kırmızı. Peki neler mi ekili? Öküzgözü, Boğazkere, Cabernet Sauvignon, Merlot, Petit Verdot, Malbec, Syrah, Grenache, Mourvèdre, Sangiovese, Tempranillo, Montepulciano, Carignan ve Alicante Bouchet.

Bağa bakan harika terasta bol bol sohbet edip, manzaraya karşı sınırsızca fotoğraf çekildikten sonra şaraphaneye geçiyoruz.

Bakın bu iş böyle yapılır.

Burada şarap yapımcısı Sanem Karadeniz’den üzümün şarap olana kadarki yolculuğu hakkında bilgiler alıyoruz. Çelik tankların olduğu bölüme geldiğimizde Sanem, “Posaları temizlemeye yardım edecek, güçlü, kuvvetli biri yok mu?” diyor. Tabii ki var! Ben! Kostümü giyip, kürekle posalara dalıyorum. En zorlu kısmı hallettikten sonra işi diğerlerine devrediyorum. (Yalan, iki kürek atıp bırakıyorum.)

Şimdi tadım zamanı! İlkin Bornova Misketi 2017 geliyor ve parfüm gibi kokusuyla mest ediyor. Önceki rekolteleri çok başarılıydı, bu örneği de onlardan aşağı kalmayacak gibi.

Sonrasında malolaktik fermantasyonu devam eden Öküzgözü 2017 ile malolaktik fermantasyonunu yeni tamamlamış bir Syrah 2017 tadıyorum. Damağımdaki kıpırtılar zaman içerisinde daha da güzelleşecek kırmızıların ayak sesleri.

Tadım, Kavaklıdere’nin Denizli’deki Güney bağlarından gelen 2017 rekolteli ve halen fermantasyonu devam eden bir Cabernet Franc ile sonlanıyor. Güney bağlarını sakın hafife almayın; Kavaklıdere’nin 75. yılına özel olarak ürettiği 1929’da buradan gelen Cabernet Franc’ları kullanması tesadüf değil.

Tadımı anlatırken ıslarla gözünüze gözünüze soktuğum, adeta bir sanat eserine dönüşmüş bu fıçıları merak ettiniz değil mi? 7-8 yıl önce sanatçılarla beraber yapılan bir etkinlikten kalan ganimetlermiş. Reklam ve tanıtım yasağının olmadığı, üreticilerin sanatı, sanatçıyı, etkinlikleri ve festivalleri desteklediği o güzel günlere bir selam gönderme olarak da okuyabilirsiniz bu satırları.

Evet, biraz yoruldum. Şimdi gidip dinlenme ve akşama hazırlanma zamanı. Akşam olunca şahane bir masaya kuruluyoruz, vallahi yok yok. Nefis peynirler, kuru ve isli etler, zeytinyağlılar, mezeler… Peynirler ve diğer yiyeceklerin çoğu Pendore’nin komşusu İpek Hanım’ın Çiftliği‘nden geliyor. Bayağı lezzetliler.

Yemeğe Bornova Misketi 2016 ile başlıyorum. Sonrasında piyasaya yeni çıkan Egeo Fume Blanc 2016 geliyor. Sauvignon Blanc, fıçıda dinlendirilse Fume Blanc ismini alıyor. Bu güzellik de 7 ay boyunca fıçıda kalmış, üzümleri Denizli menşeili. Şarap, öyle güzel bir dengede ki fıçının etkisi hissedilmiyor. Çok ama çok iyi. O sırada ara sıcaklar gelmeye başlıyor ve kaşarları eriyerek akışkan halen gelmiş paçanga böreği teşrif ediyor. Eşlikçisi Pendore Öküzgözü 2015. Sonra neler gelmiyor ki, mangalda kokoreçler, pamuk gibi antrikotlar… Finali ise Tatlı Sert ile eşleşen helvayla yapıyoruz.

Saatler geçtikçe insanlar masadaki yerlerinde oturmaz oluyor; herkes kalkmış geziniyor, birbirleriyle sohbet ediyor. Kaynaşıyor, gülüyor ve eğleniyor. Zaten şarabın olduğu masadan farklı bir şey beklenemezdi.

Gece ilerledikçe, ortam daha da şenleniyor. Bir bakıyoruz ki ev sahibimiz Cevza, varilin içerisinde ateş yakmış, hemen çevresine toplanıyoruz. Ama o da ne! Marşmelov paketleri açılıyor, içerisindekiler dallara geçiriliyor ve ateşte kızartılıyor. Hep Holivud filmlerinde görüp de öykündüğüm ortamı yaşıyorum!

Ateşin kuvveti azaldıkça, kendi içimde düşüncelere dalıyorum. Elimde kadehim, yıldızlarla dolu gökyüzünü seyrediyorum.

Süt reçeli efsane

Sabah zinde ve erken bir şekilde kalkıyorum çünkü bağbozumuna yardım edeceğim. Bağlara adımımı attığımda harıl harıl çalışan ve çoğunluğu kadınlardan oluşan ekibi görüyorum. Sabaha karşı 5 gibi işe başlamışlar. Onlar çalışadursun, benim önce kahvaltı etmem gerek. Yine mükellef bir sofra kurulmuş, omlet inanılmaz lezzetli. Bir de süt reçeli var ki… Bu arada manzara muhteşem, bağın içerisindeki lavanta tarlasına bakıyoruz.

Bağda çalışacak, doğayla kucak kucağa olacağım için gönlümce yiyorum. Bu arada Yasemin geliyor, bağdaki üzüm salkımlarını nasıl toplayacağımızı, neler yapmamız gerektiğini kısaca anlatıyor. Ayrıca herkese bir sürprizi varmış, isimlerimizi okuduktan sonra elimize şirin mi şirin bir kutu tutuşturuyor.

Heyacanla açıyorum ve o da ne, Pendore’deki asmalardan birini bana sahiplendirmişler! Enlemi, boylamı belli, bağın hangi bölümünde, kaçıncı sırada olduğu yazıyor! ARTIK BİR ASMAM VAR! Koşa koşa asmamı bulmaya gidiyorum. Onunla göz göze gelince aşkın kıvılcımları çakıyor. Ne kadar da güzel, kollarını açmış ve yapraklarından bir duvak yapmış halde beni bekliyor. Adımın yazdığı kartı asmamın gövdesine nazikçe asıyorum. Nikahımız kıyılıyor.

Asmama Mektup

Sevgili Asmacım, nasılsın? Umuyorum ki iyisindir. El bebek gül bebek büyüttüğün üzümlerini aldılar diye üzülme, onlar çok güzel şaraplara hayat verecekler. Sen kendine dikkat et, soğuklara karşı sıkı giyin. Üşütme sakın. Tekrardan ziyaretine gelemediğim için üzgünüm ancak her zaman aklımda olduğunu bil. Ara ara sen de bana yaz.

Seni çok seven Süray.

Ekipçe dalıyoruz bağa, başlıyor mesaimiz. Elimizde bağ makası, sıraların arasında geziyor, salkımları kese kese ilerliyoruz, yavaş yavaş kasalar dolmaya başlıyor.

Tolga Korkmaz, bilen bilir.

Zaman geçtikçe makası acemice tutan ellerimiz, onu kullanmasını bilerek kavramaya başlıyor, alıştıkça hızlanıyoruz. Güneş yükselirken alnımda biriken teri siliyor ve saate bakıyorum, maalesef geri dönüş zamanımız yaklaşmış.

Dönüş yoluna koyulmadan evvel Kir Royale benzeri, İnci Damlası’yla, kırmızı üzüm suyu karıştırılarak yapılan bir köpüklü şarap kokteyli ikram ediyor Kavaklıdere Ailesi. Yorgunluğun ve sıcağın üzerine nasıl iyi gidiyor anlatamam. Lıkır lıkır içiyoruz.

Sevgili Yasemin Taşlıca ve Cevza Başman’la sarılıp, kucaklaşıyor, rüya gibi geçen Pendore gezisi için onlara teşekkür ediyorum. Onlar da yine inceliklerini gösteriyor ve bir tane küçücük asma fidanı hediye ediyorlar. Umarız bunu da eker ve üzüm verdiğini görürsün diye temenni ediyorlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir