Rüzgarını Kendi Yaratan Adam: Mustafa Vasfi Diren

Mustafa Vasfi Diren, Diren Şarapları’nın ve Dimes Meyve Suları’nın kurucusu, onun adını taşıyan “Rüzgarını Kendi Yaratan Adam” ise biyografisi. Tabii Vasfi Diren’in hayatını öğrenirken, ona koşut olarak Diren ve Dimes’in hikayesi ile ülkede yaşanan değişimlere de tanık oluyoruz. Hikayenin başlarını geçip de firmaların kuruluş aşamasına gelirsem, nice badireler atlatan Vasfi Diren, 40’ında Tokat’a döner ve şarap üretimiyle işe girişir, bunun nedeni şöyle anlatılır:

“Türkiye’nin tarıma dayalı sanayiyi geliştirerek kalkınacağı iddiasıyla yola çıkan Mustafa Vasfi Diren işe, Tokat ve çevresinde üretilen meyveleri ekonomiye kazandırmayı amaçlayarak 1958 yılında, evinin bodrumunda kurduğu imalathanede şarap üreterek başladı.” (Sayfa 7)

“İlk adımını diğer meyvelerle değil de üzüm, dolayısıyla şarap üreterek atmasının asıl nedeni, gerekli yatırım sermayesinden yoksun olması kadar, işleyeceği meyvede aradığı kalite sürekliliğini, bölgede o sırada ancak belli bir cins beyaz üzümde (Narince) sağlayabilmesiydi. Böylece endemik bir tür olan Narince üzümlerinden ürettiği “Diren” marka şarapları ve üzüm sularını şişeleyerek satmaya koyuldu.” (Sayfa 7)

İşte, Tokat’ın göz bebeği Narince burada karşımıza çıkıyor. Bu özel üzüm, Vasfi Diren’e gereken her şeyi sağlamış gibi gözüküyor.

“Vasfi Diren’in kurmaktan bahsettiği iş şarap imalatıydı ama o sırada onu dinleyenler bu işin nerede ve nasıl yapılacağı konusunda fikir sahibi değildi. O, bunun için de bir plan yapmıştı. Onu da açıkladı: Evin, penceresi sokağa bakan misafir odasını ve sofayı yıkacaktı. Evin bu kısımlarından doğan boşluklarla temele inilip oradan kazanılacak yere, toplam kapasitesi 25 ton olacak, sekizer tonluk üç havuz yapılacaktı. İstanbul’dan alacağı bir el presi ve elle çalışan bir üzüm değirmeni aracılığıyla elde edilen şıralar, bu havuzlarda şarap haline getirilecek ve ürettikleri şarabı satacaklardı.” (Sayfa 53)

Sonrasında Vasfi Diren, oturduğu evi şaraphaneye çeviriyor ve maaile bu işte çalışmaya başlıyorlar.

“Tokat’ın Narince üzümü, hem sofralık hem de şaraplık kalitede, olağanüstü bir cinsti. Diğer üzüm çeşitleri bakımından da zengin bir yerdi, Tokat. Başta Ermeniler olmak üzere, Türkler de evlerinde şarap yapardı. Bölgeye XIX. yüzyılın sonralarında gelip bir de okul kuran Cizvit papazları şarap yapmaya girişmiş, bağcılığın gelişmesine de katkıda bulunmuşlardı. Ermeniler, evlerinde yaptıkları şarapların ihtiyaç fazlasını satarak ek gelir sağlarlardı. Tokat’ta şarap konusunda belli bir tüketim alışkanlığı vardı. 50’li yıllarda Eda Şarapçılık, yerel bir marka olarak ün kazanmıştır. Bölgenin içinde barındırdığı bu özelliği o da bildiğinden, Bursa’daki öğrenciliği sırasında, ziraat sanatları dersinde şarap yapım teknikleri üzerine kafa yormuştu. Çünkü az sermaye ile yapılabilecek en iyi iş şarapçılıktı. Eline geçirdiği Fransızca mesleki dergileri sözlük yardımıyla okuyup bilgi biriktirmiş, konuya ilişkin bazı fotoğrafları kesip saklamış, kuracağı hayali fabrikada hangi alet edevatı kullanacağına kadar her şeyi kararlaştırmıştı. Hatta okuldan mezun olurken, eski bir şarap imalatçısının hurdaya çıkarttığı bir el presi ile üzüm değirmenini satın alıp eve getirmiş, kullanacağı günler için kenarda saklamıştı. Öyleyse gün bugündü. Ermeni köylüler nasıl sırlı küplerde şarap yapıyorsa o da bu havuzlarda aynısı yapabilirdi. Teknikse teknik, bilgiyse bilgi, her şeye hakimdi; kendine güveni tamdı.” (Sayfa 54)

Vasfi Diren açmayı düşündüğü meyhane için vakit geçirmeksizin harekete geçerek Behzat Caddesi’nde bir yer kiraladı. Beş-altı metrelik, ön cephesi caddeye, diğer cephesi de Yeşilırmak’a karışan Tozanlı Deresi’ne bakan, derinlemesine bir dükkandı tuttuğu yer. Arka kısmında iyi havalarda masa sandalye konulacak küçük bir alanı da vardı. Meyhanenin dekorasyonunu, küçük kardeşi Necati’nin İstanbullu eşi Meral Hanım üstlendi. Eli bu tür işlere epeyce yatkındı. İstanbul’dan getirtiği dört kenarlı, her bir kenarında birer nal bulunan lamba, kapıyı ve tabelayı aydınlatıyordu. Müşterilerin yüksek taburelere oturduğu, duvarlarında Ömer Hayyam’dan dizelerin yer aldığı, şirin bir yer olmuştu Dörtnal Şarapevi. (Sayfa 57)

Kitabın en şaşırdığım bölümlerinden biri, Vasfi Diren’in yaptığı şarapları satmak için bir de meyhane açmaya karar vermesiydi; okudukça anladım ki o zamanlar tek meyhane de bu değildi. Tokat’ta başka meyhaneler vardı ve rekabet mevcuttu. Ayrıca ilin önde gelenleri şehir kulüplerinde toplanıyor, sosyalleşiyordu. Bugün Tokat dahil Anadolu’nun neredeyse hiçbir yerinde böyle bir ortam yok. Her şey değişmiş.

“Diren Şarapları’nın üretim, dağıtım ve satışı, Dörtnal Meyhanesi’nin işletilmesi, Diren Matbaası ve günlük gazetenin çıkarılması gibi rutin işlerde kız-erkek tüm çocuklar, Vasfi Diren’in denetiminde olmalarına rağmen hep ön planladaydılar. Sözünü ettiğimiz bütün bu süreçlerin herhangi bir aksamaya yer bırakmadan yürütülmesi, her zaman gündemin ilk sırasında yer aldı.” (Sayfa 101)

O günden sonra Diren gittikçe büyüyor; şarabın yanına meyve suyu üretimi de ekleniyor. Vasfi Diren ise oğullarını, yurt dışına eğitime gönderiyor.

“Orhan Diren, İstanbul, Sirkeci’den kara trene bindiğinde yanında kocaman bir Kars kaşarı, bir de Trabzon ekmeği vardı. Acil ihtiyaçları dışında harcayacak parası yoktu. Üç gece iki günlük yolculuğu boyunca, ekmek ve peynirden başka bir şey inmedi midesine. “Babam bana ‘Dijon levhasını görünce ineceksin demiştir.’ diyor.” (Sayfa 107)

Sonrasında zaman geçer, işler büyür ve aile genişler. Vasfi Diren, 1987’de vefat eder ama kurduğu şirketler aile şirketi hüviyetini kaybetmeden, onun gösterdiği ilkelerle yollarına devam ederler. Hatta yukarıdaki paragrafta bahsi geçen Orhan Diren’in oğlu, Vasfi Diren’in torunu Ozan Diren, bugün şirketlerin liderliğini üstlenmiş durumdadır.

Son olarak, Diren’in en özel şarabı olan Mahlep hakkındaki şu paragrafı alıntılayarak bu yazıyı sonlandırmak isterim:

“Diren Şarapçılık’ın bir başka ürünü Mahlep şarabıydı. Türkiye’nin ilk ve tek mahlep şarabı-likörü olma özelliğini bugün de koruyan Mahlep’in ortaya çıkış öyküsünü Orhan Diren anlatıyor: ‘Şarap dağıtım ağımız genişleyince müşteriden vermut talebi geldi. Rakiplerimiz üretiyor ama biz yapmıyorduk. Talep doğunca, babam yapılışını öğrendi ve İtalyan tipi vermut ürettik. İtalya’dan kurutulmuş kokulu otlar getiriliyor, birayı şekerle birlikte vermut yapılacak hammaddenin içine yerleştirip 18 derece alkole tamamlayarak veriyorduk. Babamın zoruna gitti bu durum. ‘Aynı iklim kuşağındayız, Akdeniz ülkesiyiz, biz İtalya’dan ot ithal ediyoruz’ dedi. 1962 ya da 1963 yılı olmalı, Tokat’ın dağlarını tepelerini dolaşırken mahlebi keşfetti. Vişnenin yabanisidir mahlep. Kiraz ve vişne, mahlebin üzerine aşılanır. Nohut büyüklüğünde meyvesi vardır, simsiyah olur. Mardin’de mahlebin çekirdeğinin içini çıkarıp İngiltere ve Arabistan’a ihraç ediyorlar. İlaç, kozmetik ve gıda sanayinde kullanılıyor. Terlemeyi önlüyor. Arap kadınları güya hem afrodizyak etkisi var hem de kokuyu engellesin diye banyo suyuna katarlarmış. Babam, mahlebin meyvesinden vermut yaptı, sembol oldu Tokat’a.’” (Sayfa 161)

One comment on “Rüzgarını Kendi Yaratan Adam: Mustafa Vasfi Diren”

  1. Fatih dedi ki:

    Çok iyi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir