Meşeli Bir Hafta Sonu

Gara Guzu‘nun Jameson ile ortaklaşa olarak viski dinlendirilmiş fıçılarda bir bira yapacağını duyalı çok olmuştu. Bu duyumun ardından aylar geçmesine rağmen ortada herhangi bir şey olmayınca aslında unutmuştuk bile, işte o anda “Meşeli Bir Hafta Sonu” için davet gelince şaşırdık.

11 Ocak’a denk gelen Cumartesi günü kalabalık bir ekip olarak İstanbul Havalimanı’nda buluştuk ve bizi Bodrum’a götürecek uçağın kalkışını beklemeye başladık. Yolculuğun ardından servislerimize atlayıp, Gara Guzu’nun Muğla’daki üretimhanesinin yolunu tuttuk. Bu süreç boyunca herkesin heyecanı yüzünden okunuyordu.

Ataç’ın gözlükler yakıyor! Cıs!

Gara Guzu’ya varınca ilk işimiz (tabii biralarımızı kaptıktan sonra) Akgonca ve Ataç ile sarılıp, fotoğraf çektirmek oldu. Özlemişiz. Onlarla biraz sohbet edip, hasret gidermemizin ardından damak ferahlatıcı olarak verilen Gara Guzu Mayhoş‘umuzu yudumlamaya devam ettik. Tam bu sırada duyuru geldi, üretimhanenin içine geçiyorduk çünkü Meşeli‘yi tatma zamanıydı.

Lafı öncelikle Oğul Türkkan aldı. İlk olarak Oğul, bütün viskilerin temelindeki hammaddenin bir nevi bira olduğunu söyledi ve bira ile viskinin kardeşliğinden dem vurdu. Sonrasında bu projedeki diğer kardeşliği ele aldığı, yani bira ve viski artık bir de fıçı kardeşliğinin üyesiydi. Zaten bu hafta sonunun temalarından bir diğeri #caskmates idi.

Sonra Jameson ekibi lafa girdi; yaklaşık 2 yıl önce başlayan bu projenin uzun süredir devam ettiğini, gelen ilk parti fıçıların gümrükte yaşanan bir sorun nedeniyle ülkeye sokulamadığını ve yakılarak imha edildiğini söylediler. Ancak buna rağmen yılmamışlar, operasyonu tekrarlamış ve bu sefer başarılı olmuşlar. Kısacası, taa Dublin/İrlanda’dan 20 tane 200 litrelik fıçı onca yolu gelmiş ve Gara Guzu’nun Muğla’daki üretimhanesinde yolculukları sona ermiş.

İşte o fıçılar!

Üçüncü dolum olduğu için uzun yıllar (en az 15) kullanılmış bu fıçılar adeta Jameson’ı emmiş. Bu tür projeleri Jameson bizim dışımızda 2 ülkede daha yapmış, biz üçüncü ülkeyiz. Normalde bira bekletilen bu fıçılar sonrasında Jameson’a geri veriliyor ve Jameson bu sefer o fıçılarda tekrar viski bekletiyor. Böylece biradan aromasını almış değişik bir viski ortaya çıkıyor. Burada Oğul’dan bir alıntı yapalım: “Her fıçı içine giren sıvıdan bir şeyler alır, bu fıçılar önce viskiden yani Jameson’dan aldılar, şimdi de biradan aldılar.”.

 

Mesela aşağıdaki fotoğrafta yer alan “Caskmates” yazılı özel Jameson, bira beklemiş fıçılarda olgunlaştırılan ve anlattığımız türde bir viski.

Meşeli fıçılarında tekrar viski olgunlaştırılır mı acaba?

Bu noktada Ataç sözü alarak Meşeli’yi yapmak için nasıl bir yol izlediklerini anlatmaya başladı. Öncelikle Gara Guzu ailesi bira dünyasındaki dostlarına haber salıp, fıçıda bekletilmiş bira üretmenin inceliklerini öğrenmeye gayret göstermişler. Sonrasında gidip de bu tarz biraları denemiş, damaklarında ve dimağlarında tartmış, nasıl yapılabileceğine kafa patlatmış hatta bu biraların üreticilerine hususi olarak ulaşmışlar. Ataç bütün bu süreci “öğrenme dönemi” olarak isimlendiriyor ve bu dönemin hala devam ettiğini söylüyor.

Nihayetinde Gara Guzu ailesi Stout tipi bir bira yapmayı ve bunu fıçılarda dinlendirmeyi seçmişler. Onlara göre bu biraz “güvenli” bir tercihmiş çünkü Stout’un bu tür şeyleri daha rahat kaldıracağını biliyorlarmış. Tabii Jameson’un aromalarının Stout’a yakışacağını düşünmeleri bir diğer etkenmiş. Neticede bol kavruk maltlardan yola çıkılarak bir stout bira mayşelemiş ve çelik tanklarda üretimi gerçekleştirmişler. Ayrıca biraya üretim aşamasında Muğla çam balı ve vanilya çubuğu ekleyip, tadını zenginleştirmişler. Sonrasında %9 alkole ulaşan bu bira 20 ayrı fıçıya doldurulmuş.

Meşeli ve Jameson

Bira, 4 ay boyunca 20 fıçıda dinlendirilmiş ve tadımlar başlamış. Bakmışlar ki 20 fıçı, 20 ayrı bira olmuş; her birinin tadı birbirinden farklıymış. Bazısı çok tanik, bazısı çok kavruk veya kahve ile alkolün önde olduğu örnekler varmış. Bir an için bunları ayrı ayrı şişelemeyi düşünmüşlerse de neticede fıçılardaki bütün biralar bir çelik tankta toplanmış ve harmanlanarak homojenize edilmiş.

Bu noktada Ataç, modern İrlanda biracılığında bu tür biralara nitrojen eklenebildiğini ve kendilerinin de buradan hareketle Meşeli’yi şişelerken nitrojen kattıklarından bahsetti. Bu sayede Meşeli, Türkiye’de nitrojen kullanılarak üretilen ilk bira örneği olmuş. Ancak nitrojen ekleme süreci pek kolay geçmemiş; nitrojen çok ucucu bir madde olduğu için zorlanmışlar. Peki Meşeli’den kaç adet üretilmiş diye sorduğunu duyar gibiyim, cevap 8.000-9.000 adet civarında.

Tanıtım bitince tekrardan dışarı çıktık ve gözümüz hemen yan tarafta servis edilen tiftiklenmiş dana kaburgadan yapılan hamburgere kaydı. Bir baktık ki İstanbul’dan tanıdığımız Markus Ribs ekibi sağolsunlar bizi doyurmak için gelmişler. (Emirhan başta olmak üzere tüm ekibe tekrardan teşekkürler.) Burgerimizle Meşeli’yi yudumladıktan sonra karnımız tok, sırtımız pek hissediyorduk. Bu arada Markusçular bir de mor patates cipsi yapmışlardı ki efsaneydi.

Server ve Gözde ile şahane poz vermişiz. Biracılık kazanır mı dersiniz?

Şimdi de gelelim Meşeli’nin damağımıza neler hissettirdiğine; Meşeli’yı tattığımızda, ilkin viski karakterinin kendini gösterdiğini fark ettik, sonrasında biramız ağzımızı kaplıyor; kremamsı ve kavruk tatlar damağı ele geçiriyor. %9’luk alkolün getirdiği tatlılık ve fıçıdan gelen tanik dokunuş da kendini hissettiriyor. Bitişi gayet uzun. Meşeli, Türk bira tarihine geçecek özel bir ürün.

Meşeli, 2021 yılının Ocak ayına kadar keyifle tüketmeye uygun, yani dayanma süresi en az 1 yıl. Şişede durdukça lezzetinin farklılaşacağını düşünüyoruz. Bu nedenle hem içmek hem de olgunlaştırmak için alınmalı. Özellikle 3-4 ay geçtikten sonra bu biranın lezzeti katlanacaktır.

Gara Guzu’nun kurucuları şahane insanlar Ataç ve Akgonca ile onlardan desteklerini esirgemeyen Jameson ekibi her türlü övgüyü hak ediyor. Meşeli’yi bütün zorluklara rağmen yarattıkları için onlara teşekkür ederiz.

Gara Guzu’nun tesislerinde bayağı vakit geçirdik ve ne hikmetse tekrar karnımız acıktı! Servislere atlıyoruz ve Gümüşlük’e doğru yol alıyoruz. Burada bizler için bildiğin bir villayı kapatmışlar. Ayrıca öyle bir ortam var ki her yerde Meşeli ve Jameson servis ediliyor, insanın kendine mukayet olması mümkün değil. =)

Meşeli’yi ayrı, Jameson’ı ayrı tatmak güzel ama ikisini beraber tadınca cidden şahane oluyor. Tabii beraberden kastımız art arda içmek yoksa ağızda bir kokteyl yaratmak değil. =) Böyle yapınca ikisinin arasındaki ortak aromalar damakta bütünleşiyor.

Ne zaman içi yanan bir varil görsek aklımıza Savaş Ay ve A Takımı gelmesine rağmen güzel poz vermemiş miyiz? Aslında bu görüntü her şeyi anlatıyor. Gümüşlük’teki akşamımız şahane geçiyor. Bol Meşeli, bol Jameson, bol sohbet ve bol müzik diyerek ifade edebiliriz. Eh, saat geç olunca otelimize geçip uyuyoruz. Bodrum kış olduğu için bayağı soğuk ama içimiz ısınmış, soğuk ne yazar!

Ertesi sabah Markus ekibinin hazırladığı müthiş ve enerji verici kahvaltı ile güne başlıyoruz. Bu arada bilmem fark ettin mi kış günü olmasına rağmen fotoğraflardan görebileceğin üzere hava harika! Bu da Meşeli’nin şansı sanırız. Kahvaltının ardından bir kısmımız Meşeli ve Jameson ile takılmaya devam ediyor ancak maalesef uçak saati yaklaşıyor ve servisler bizi bekliyor.

Eh, sonunda kaçınılmaz olan gerçekleşiyor. Servislere doluşuyor, havalimanına gidiyor ve kendimizi bizi İstanbul’a geri götürecek uçakta buluyoruz. Rüya gibi bir hafta sonuna veda ediyoruz. Şerefe!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.