Sava’nın Hikayesi

Geçen günlerde Instagram üzerinden yaptığımız canlı yayında Selda Tokat’tan Pamukkale’nin ünü Türkiye’ye yayılan şarabı Sava’nın hikayesini dinledik. Bu söyleşiyi izlemek isteyenler aşağıdaki bağlantıları kullanabilirler.

Sava’nın Hikayesi Bölüm 1https://www.instagram.com/p/CAODBrngFkD/

Sava’nın Hikayesi Bölüm 2https://www.instagram.com/p/CAOH3jvgRNj/

Ben okumayı seviyorum diyenler için hizmette sınır yok. Selda Hanım ile olan sohbetimizi bu yazıda detaylıca özetleyeceğiz.

Selda Tokat bağlarda

Söyleşiye, hayatın doğal akışını gözeterek, Sava nasıl doğdu sorusuyla başladık.

Öncelikle, Sava benim için, ailem için, Güney için ve hepimiz için çok kıymetli diyerek söze giren Selda Hanım, Pamukkale’nin yönetimine katıldıktan sonra Private Label (Özel Marka) bir ürün yapmayı kafasına koyduğunu ve Migros’lara özel olarak “Karam” isimli markayı yarattıklarından bahsetti. 5-6 çeşidi olan ve sevilen Karam, Migros’ta yaşanan değişimler sonrası liste dışına alınarak, satıştan çekilmiş.

Pamukkale gibi büyük bir üretici için yüksek hacimle ürettiği böyle bir markanın oyundan çekilmesi zorlayıcı olmuş. Yeri doldurulması gereken bir boşluk yaratmış. O sıralar, Selda Hanım’ın Carrefour’dan arkadaşı olan Nuran Hanım, “Üzülme, aynı projeyi bizim için yapın.” demiş. Hızla başlayan çalışmalar tamamlanmış ve Fransızca “İyiyim” anlamındaki, okunuşu kulağa hoş gelen ve akılda kalıcı “Sava” isminde karar kılınmış. Zaman içerisinde Sava’nın yanına lezzet ve doygunluk olarak biraz daha yukarıda konumlanan Sava Premium ile köpüklü şarap olan başka bir Sava daha eklenmiş. Son yıllarda satışları iyice yükselen ve bir fenomen halini alan Sava, artık 10 yaşında bir marka. Bunda, başından beri onu sahiplenen bugünkü adıyla CarrefourSA’nın payı büyük.

Sava ailesi

Selda Tokat, duygusal bir aile işletmesiyiz diyerek sohbete devam ediyor. Bağlardan yine aileden olan Yasin Tokat sorumlu iken üretim kısmı Selda Hanım’ın deyimiyle “Küçük Prens” Fevzi Tokat’a emanet. (Bkz. Pamukkale Şarapçılık yazımız.) Satış kısmına gelirsek de yakında zamanda kendi dükkanını açan Atilla Sezer’in Sava’nın gelişimindeki rolü önemli. Hatta Selda Hanım, şöyle bir anıyı anlatıyor: Atilla, ünlü futbolcu David Beckham’ın elinde Petrus tutan bir fotoğrafını Instagram’ın Hikayeler kısmından paylaştığını görür. Fotoğrafı tekrar düzenleyen Atilla, Beckham’ın eline Sava’yı yerleştirir. Bu fotoğraf çeşitli mecralar üzerinden öyle bir yayılır ki sonrasında gazetelerde bile haber olur.

Başarılı bir çalışma. =)

İlaveten Selda Tokat, 18-20 ay fıçıda dinlenmiş, farklı ve üst düzey bir Rezerv Sava çıkarmayı da düşündüklerinin müjdesini veriyor. Ancak yaşananlar nedeniyle bu proje bir süreliğine ertelenmiş.

Ardından Selda Hanım, Pamukkale ailesi için Sava’nın ne anlama geldiğini biraz daha açıyor. (Pamukkale ailesini tanımak için “Pamukkale’nin Tarihçesi” yazımız okunabilir.) Geçen yıl Pamukkale, Güney’e bir okul hediye etti. Bunu iyi idrak etmek lazım, az buz bir şey değil, koca okul. Selda Hanım diyor ki her Sava bu okula konan bir tuğladır.

Fevzi Tokat Ortaokulu

Sava’nın Güney ilçesine önemli katkıları var. Yalnızca bir şirkete değil, bir ilçeye değer katan bir marka Sava. Güney’in üzümünü değerlendiren bir proje. Güney çiftçisi üzümünü Pamukkale Şarapları’na değil, Sava sevenlere sunuyor. Sava’yı var eden, her şeyden önce Güney teruarı ve çiftçisinin bağcılığı iyi bilmesi.

Sava’daki zincir aşağıdaki şekilde işliyor:

*Güney’in teruarı şahane üzümlere hayat veriyor.

*Bu güzel üzümler Pamukkale tarafından alınıp, yılların deneyimiyle harmanlanarak maharetli bir şekilde işleniyor.

*Doğru işlenmiş üzümler şaraba dönüştüktan sonra güzelce tüketiciye sunuluyor.

*Sava’yı alanlar da mutlu oluyor.

Bu zincirini her bir parçası önemli.

Burada araya giriyor ve az miktarda üretilen üst düzey şaraplardansa, Sava gibi çok miktarda üretilen ve her rekolte belirli bir kalite düzeyini tutturan sofra şaraplarını üretmek daha zor olsa gerek yorumunda bulunuyoruz. Yorumumuza katılan Selda Hanım, baktım elimdeki üzümleri Nodus yapacak kalitede bulmuyorum, 10 bin yerine 7 bin şişe yaparım, bu kararı almak kolay diyor ve ekliyor; asıl büyük iş Sava gibi 2 milyon şişe ürettiğin bir şarabı her yıl ayni kalitede yapabilmek. İşte bu da yukarıdaki zincirde yer alan her bir halkanın güçlü ve sağlam durmasıyla başarılabiliyor.

Selda Tokat’ın amcası ve ailenin reisi Yasin Tokat’ın en büyük hayali herkesin iyi şarabı uygun fiyata içebilmesi. Selda Hanım, Sava bugünlere geldği için amcamın hayalinin gerçek olduğunu düşünüp, mutlu oluyorum diyor.

Bu yazın vazgeçilmezlerinden biri Sava Blush olacak.

Sava’da kalite her şeyin üzerinde tutuluyor. Önce bağdaki parseller tek tek seçiliyor, hangi tane nasıl gelişecek ve nihayetinde nasıl bir şaraba dönüşecek biliniyor. Listeleniyor. Bağbozumuna kadar listeler arasında ufak tefek oynamalar olabiliyor. Bağbozumunun ardından sıra kupajların hazırlanmasına geliyor. Bu süreçte Sava öncelikli, ilk aşamada o yılki rekolteye hangi üzümlerin ve nasıl bir kupajın hayat vereceğine karar veriliyor. Çünkü Sava artık Pamukkale üzerinde ciddi bir baskı unsuru, onu sevenleri gücendirme lüksleri yok.

“En iyi fiyata en iyi şarapları satıyoruz.” diyen Selda Tokat, hepimize zor zamanlar yaşatan pandeminin en azından Sava’nın lezzetini, 2020 ve hatta 2021 yıllarında olumlu olarak etkileyeceğini söylüyor. Pandemi yüzünden toplam şarap tüketimi düşmesine rağmen Sava’nın satışları bu olumsuzluktan etkilenmemiş. Hal böyle olunca Trio ve Anfora için ayrılan üzümlerin önümüzdeki dönemde Sava’da kullanılması söz konusu. Sava’nın gelecek rekoltelerini heyecanla bekliyoruz.

Bu noktada bir soru ile araya giriyoruz. Sava ile şaraba başlayan ve seven insanlar ilerleyen dönemlerde daha yukarıda konumlandırılmış Anfora, Artı ve Nodus gibi ürünlere kayıyorlar mı diye soruyoruz. Selda Hanım, Sava tüketicisinin muhafazakar olduğundan dem vuruyor. Belirli bir bütçeye sahip olan tüketici, uygun fiyatlı ve iyi şarabı yani Sava’yı bulduktan sonra ondan kolay kolay vazgeçmiyor. Kısacası, harcanan paranın karşılığını veren şaraplar üretiliyor.

Evimizden Savalı bir kare

Ayrıca Selda Hanım başka bir noktaya daha parmak basıyor. Sofra şarabı bazı kişilerce hor görülür ama bu yanlış bir bakış açısıdır. Sofra şarabı, sofradan eksik olmayan demektir. Güzeldir. İnsan ancak sevdiğini sofrasından eksik etmez.

Akabinde izleyici sorularından olan ve Pamukkale Şarapları’nda bulunan “Vegan” etiketleri hakkında bilgi almak istiyoruz. Selda Hanım, bütün şaraplarının vegan ve glutensiz olduğunu açık yüreklilikle belirtiyor. Sava gibi çokça satılan şaraplarda uluslararası geçerliliği olan “Vegan” sertifikası var ve etiketlerinde görülebiliyor. Ancak bu sertifikaları az üretilen üst düzey şaraplar için almamışlar çünkü maliyetli bir süreç imiş.

Sava’nın hikayesinin bu bölümünü son bir soruyla kapatıyoruz. Twitter’da Sava bir fenomen, peki sizin açınızdan baktığımızda Twitter ile Instagram’daki şarapseverler arasında ne gibi farklar var diyoruz. Selda Hanım, Twitter, 24 saat boyunca bir şeylerin yazılıp çizildiği ve çok hareketli bir mecra demesinin akabinde Twitter acımasız bir yer, orada hata yapamıyorsunuz, hemen sert yorumlarla karşılaşıyorsunuz diye ekliyor. Buna karşılık, Instagram’ın bu denli hareketli ve sert olmadığını vurguluyor.

Ek olarak Selda Hanım, Twitter’daki @pamukkalesever hesabı neden başarılı derseniz, bunu olduğumuz gibi davranmamıza bağlıyorum diye sözlerine devam ediyor. Pamukkale Şarapçılık ve Tokat ailesi samimi ve duyarlılar. Deniz Gezmiş’in başına gelenlere üzülüyor, üç fıdanı paylaşıyorlar. 68 kuşağı olduğunu her daim gururla söyleyen bir Yasin Tokat gerçeği de var. Durum böyleyken, markayı yönetirken bu gerçeklikler yokmuşçasına davranmak samimi değil. Anlayacağınız, Pamukkale biz gibi, bizlerden biri.

Yayınımızın ikinci kısmında, şarapta fiyatı etkileyen unsurlara değiniyoruz. Selda Tokat, Sava’nın nasıl olup da böylesine uygun fiyatlı satılabildiğinin formülünü veriyor.

1) Her şeyen önce Sava, çok büyük miktarlarda satılabildiği için ucuz. Önceden de belirttiğimiz gibi Sava, bir ilçenin kaderini tek başına değiştirebilecek kadar çok satılıyor.

2) Ürünler çok düşük kar marjları ile CarrefourSA’ya veriliyor.

3) Güney’de iyi üzüm bol. Ortalama olarak baktığımızda üzümün kalitesi yüksek. Başka bir bölgede Sava yapılamazdı.

4) Bu kadar büyük montanlı üretimi şato şarapçılığı şeklinde yapan tek firma Pamukkale. Bu nedenle üzümlerin taşınmasına gerek kalmıyor, üzümler yıpranmıyor. Bu da lezzete etki eden önemli bir unsur.

Selda Hanım’a şaraptaki vergilendirmeyi soruyoruz. İlk sözleri, Nodus’ta da Sava’da da aynı miktarda vergi var oluyor. Böyle olunca daha uygun fiyatlı olan Sava’nın üzerindeki vergi yükü, fiyatına oranlayarak baktığımızda “acımasız” denecek seviyede yüksek. Selda Hanım, işte bu nedenle Sava’daki ciromuzun %55’ini devlete vergi olarak veriyoruz diyor.

Bitirirken şarap fiyatını etkileyen girdilerin ne kadarı dövize bağlı diye soruyoruz. Selda Hanım, Sava için yerli üretim şişe kullanılırken, Nodus gibi ürünlerde ithal şişe tercih ettiklerinden bahsediyor. Bunun haricinde, şarap etiketleri, mantarlar, şarapların konulduğu karton kolilerin fiyatları doğrudan dövize bağlı olarak hareket ediyor.

Mantar konusu açıldığı için Selda Hanım, Sava’da çevir-aç kapağa geçmeyi düşündük, bunun için ciddi boyutta yatırım yaptık diyor. Ancak ben proletaryaya şarap yapıyorum diyen Yasin Tokat, şarap üretirken onların mutluluğunu gözetmeliyim şiarından hareketle bu aşamada çevir-aç kapağa geçmeyelim demiş. Onların elinden tirbüşonla şarabın mantarını çıkarmanın ritüelinin verdiği o mutluluğu, o keyfi almak istememiş.

Son söz olarak Selda Tokat, Sava hakkında en sevdiği cümlelerden birinin “Bir nesil Sava ile büyüdü.” olduğunu söylüyor. Gerçekten de biz dahil bir nesil Sava ile büyüdü, şarabı sevdi, ona ilgi duydu. Bu nedenle başta Selda Tokat olmak üzere, fiyatını hak eden şaraplar yaparak bizleri mutlu eden bütün Pamukkale ailesine teşekkür ediyor, sevgilerimizi yolluyoruz.

4 comments on “Sava’nın Hikayesi”

  1. lojbat dedi ki:

    Selam, bir emekli proleter olarak nacizane gürüşümü belirtmek istiyorum. İşin aslı mantar şarabın tadını bozuyor. Çevir kapak daha iyi. Tirbüşönle şarap açmak tabi bir keyif ve ritüel, katılıyorum ama bizler çoğu zaman sofra şarabı içiyoruz. günlük taze şaraplar sofrada içimi daha lezzetli. hal böyle olunca çevir kapak mantardan daha mantıklı. biz yıllarca plastik tıpalı Zeybek içmiş, şişelerin ağzını çakımızla keserek açmış insanlarız. çevir kapak bize hayli hayli uyar.

    1. Adım Adım Gurme dedi ki:

      Bizler de çift olarak çevir-aç kapağı destekliyoruz. Hem içenin hem üretenin hayatını kolaylaştıracaktır. Belki ileride Pamukkale ailesi de fikirlerini değiştirir.

  2. lojbat dedi ki:

    Yaşadığım yerde maalesef Sava bulamıyorum. Bu mevzuuda ne kadar müteessir olduğumu izah edemem. Ama gene de beni teselli eden şey, Sava’ya çok yakın yerden,kardeş diyar Bekilli’den Fiona’ya satın alabiliyor olmam. Kendi kavlimce memleketimin tanıtımını yapayım dedim. 🙂 Gerçi siz Küp’ün hikayesini yazmıştınız zaten, diye hatırlıyorum.

    1. Adım Adım Gurme dedi ki:

      Haklısınız. Küp’ü ziyaret edip, hikayesini yazma şansına erişmiştik. Sava bulamamanıza üzüldük. Yeni rekolteler gerçekten güzel.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir