Bordeaux Gezisi – Gün 3 ve 4

Üçüncü günümüzdeki istikamet Margaux Kasabası! Marş Marş. Uzun sayılabilecek bir otobüs yolculuğunun ardından kasabamıza vardık. Aslında tren ile gidecektik ama biletimizde bir sorun çıkması nedeniyle otobüsü tercih etmek zorunda kaldık. Neyse ki randevularımıza geç kalmamızı bizi bekleyen şaraphaneler sorun etmedi. İlk durağımız Margaux apelasyonundan bir Seconds Crus olan Chateau Lascombes‘ti.

Chateau Lascombes’ta tura dahil değildik, yalnızca bizi bekliyorlardı. Ancak sabahki olaylar yüzünden geç kalmamız nedeniyle biz içeri girerken onlar öğle yemeğine çıkıyordu. Ama sağolsun, kocayürekli Karine yemeğe çıkmayı erteleyip, bizimle ilgilenme görevini üstlendi. Ona minnettarız. Karine, etrafı gezdirmeden önce şaraplarını tattırdı. Bordo’da şöyle bir durum var. Ana etikette çıkan şaraplar, piyasaya sürüldüğü an itibarıyla içime hazır değil, keyfine varmak için mutlaka yıllandırılmalı. Buna karşılık, yukarıdaki fotoğrafta görülen ve Lascombes’in ikinci şarabı olan Chevalier de Lascombes, içim uygunluğunda sayılabilir ama yıllandırma potansiyeli de mevcut. Anlayacağın, Bordo’daki üst düzey şaraplardan birini alıp da hemen içmek pek manalı değil. Yıllandırmak daha önemli.

Yukarıda görülen fotoğraftaki şarap Lascombes’in ana etiketi. Şimdi şişenin ön kısmındaki kabartmaya yakınlaşalım.

Bu pusula şeklindeki kabartma, Lascombes’in dünyanın dört bir yanına açılışını temsilen konulmuş. Tadım sırasında Karine bizi yalnız bırakıyor, gönlümüzce not alıyor, şaraplardan bolca deniyoruz. Sonrasında Karine geliyor, sorularımızı yanıtlıyor ve mahzen kısmına doğru yollanıyoruz.

Mahzen ışıklandırması ve mimarisiyle harika görünüyor. Burada duran fıçıları yukarıda görünen sistem bir arada tutuyordu. Yuvarlak kısım sayesinde üstteki fıçılar özel bir güç gerektirmeden rahatça döndürülebiliyordu. Bayağı hoşumuza gitti. Bu kadar çok fıçıyı insan gücüyle çevirmek zor olurdu.

1881 mi!?!

Yukarıdaki fotoğrafta çılgıncasına yaşlı Lascombes’leri görebilirsin. Böylesine şaraplar görünce Avrupa’da şarabın ne kadar uzun zamandır yapıldığı, içildiği ve kültürün bir parçası olduğunu daha iyi anlıyor insan. Çok farklı bir dünya var burada. İnsan kıskanıyor. Umuyoruz ki bizim ülkemizdeki şarapçılığın gelişimi de hızla devam eder.

Karine ve Süray

Lascombes’ten ayrılmadan önce Karine’e Kocabağ‘ın Emir’ini hediye ettik. Çok sevindi. Arkasındaki uyarı etiketine gözü takıldı, “Ne kadar da büyük…” dedi ve sonrasında ekledi, onlar da hükümetle bu aralar Fransız şaraplarındaki uyarı etiketlerinin büyütülmesi konusunda mücadele halindelermiş. Karine tarafından müthiş ağırlandık. “Türkiye’den gelen ilk misafirlerimiz sizsiniz, çok kıymetlisiniz, lütfen tekrar gelin.” diyen Karine, bizi gideceğimiz diğer şatoya bırakmayı dahi önerdi. Ancak öğlen yemeği için Margaux merkeze gideceğimizden bu teklifi geri çevirdik. Bu arada Karine ile önünde fotoğraf çekildiğimiz bina ilkbahar gelince müthiş bir şekle bürünüyor. Aşağıda netten bulduğumuz bir fotoğrafını koymak isteriz.

Lascombes’ten sonra merkezdeki Le Savoie‘de yemek yedik. Akılda kalacak bir yemek olmadığı için bir şey yazmıyoruz ancak burası küçük bir kasaba olduğu için zaten pek de seçenek yoktu.

Bundan sonra güzel bir şarap butiği gözümüze takıldı. Maalesef şu an adı aklımıza gelmiyor ama oralara giderseniz mutlaka bulursunuz. Burada merak ettiğimiz birkaç şarabın, istediğimiz rekoltelerini bulabildik ve alışverişimizi yaptık. Bordo’ya gelip de alışveriş yapacaksanız en iyisi alacağınız yerdeki kişilere başvurarak onlardan yardım istemek; tabii dünya çapında üne sahip şaraplardan alacaksanız o ayrı. Ancak fiyat/performans oranı yüksek şarapları arıyorsanız gittiğiniz her yerde sohbet ederek, beklentilerinizi karşı tarafa anlatmanız iyi olacaktır. Bir de Bordo’da Cru Bourgeois diye ayrı bir apelasyon var; her yıl güncellenen, dinamik bir apelasyon sistemi. Buradan fiyat/performans oranı yüksek, iyi şaraplar çıkıyor. Gitmeden mutlaka araştır.

Margaux’taki ikinci şaraphanemiz Chateau Kirwan. Burası 1855 sınıflandırmasına göre Troisièmes Crus yani üçüncü grupta yer alan bir şaraphane. Burada yalnızca bizim için özel bir tur hazırlamışlardı, rehberimiz olacak kızla beraber gezmeye başladık. Önce Kirwan’ın hikayesini anlatan bir video izlettiler.

Sonrasında yukarıda göreceğin ve sanatsal görünümlü kapıdan geçerek şaraphaneye girdik.

Üst kata çıktık, burada bağlara nazır, müthiş bir manzara vardı. Keşke bağların yeşillenme zamanı Bordo’ya gelseydik diye hayıflanmadık değil. Öyle şahane fotoğraflar çıkardı ki…

Gezinin devamı şaraphane içerisinde gerçekleşti, üzüm buradan geliyor, şurada sıkılıyor, bu tanklarda fermante oluyor gibi bildik anlatımlar yapıldı. Burada pek ilgi çekici detaylar yoktu. Yalnızca fıçı mahzenine girilecek kapıda bulunan aşağıdaki işlemeler ilgimizi çekti.

Üzüm var, yer misin?

Gezinin bitiminde başlangıç noktamıza geri döndük ve rehberimiz öncelikle Canale ikram etti. Bordo’nun en ünlü tatlısı olan Canale, kendine has kalıbı olan, dışı karamelize, içi nemli ve yumuşak, vanilya ve rom tadı gelen bir hamur tatlısı. Şekli artık simgeleşmiş. Ayrıca, bu tatlının şarap endüstrisiyle bağlantılı özel bir hikayesi var. Eski dönemlerde şarap yapımında yumurta beyazı fazlasıyla kullanılıyordu ve bu nedenle ortaya bir sürü ne yapılacağı belli olmayan yumurta sarısı çıkıyordu. İşte bu sarıları değerlendirmek için bolca yumurta sarısıyla bir tatlı tasarlayalım demişler ve ortaya Canale çıkmış.

Canale

Canale böyle bir şey, pek lezzetli olduğunu söyleyemeyeceğiz ancak gitmişken denemek lazım. Bu kısımdan sonra klasik olarak ikinci ve birinci etiketli şarapları tattık.

Genel itibarıyla Kirwan’daki gezi bize turistik geldi, verilen bilgiler üstünkörüydü ve ilgi çekici değildi. O nedenle Bordo’ya gelirseniz burası için olmasa da olur diyoruz. Kirwan’daki işimiz bittikten sonra akşam olmuştu, otobüse binip, bir saati aşan yolculuk sonrasında merkeze geldik. Çevreyi gezdik, bir şeyler atıştırdık ve eve gidip uykuya daldık.

Dördüncü ve son günümüzü Bordo’nun göz bebeği, 2016 yılında yapımı tamamlanan şarap kompleksi La Cite du Vin‘e ayırdık. Binanın uzaktan görünüşü ciddi manada harika, gözünüzü alıyor. Bu yapının girişi tamı tamına 20 EUR, buna bir kadeh şarap dahil.

Cite du Vin hakkında lafı fazla uzatmak istemiyoruz, tam bir hayal kırıklığı oldu. Buraya toplamda 40 EUR verdiğimize üzüldük, gidip de onunla şarap içmek vardı. Bu kompleksteki her şeyi “modern” bir mantıkla tasarlamışlar. Durmaksızın bir şeyler izliyorsunuz ancak izledikleriniz ilgi çekici değil; şarap hakkında bu tür videolar zaten internette sürüsüyle var. Burada video izlemek manasız geldi. Bordo’ya giderseniz Cite du Vin’e uğramanıza gerek yok. Boşa para kaybı olur. “İspanya Turu – Rioja” yazısında bahsettiğimiz Vivanco Şarap Müzesi buraya bin basar.

Cite du Vin’in tek güzel yanı, üst katına çıkarak, Bordo’yu bütünüyle gören şahane bir manzaraya karşı bir kadeh içmek. Zaten bu da bilete dahil olan kadeh oluyor. Yalnız, kadehe şarap koyarken bayağı cimri davranıyorlar; belirtelim.

Cite du Vin’den ayrılınca sağda solda gezindik, marketten bira alıp, yolda içe içe gittik. Güzel graffitilerin önünde pozlar çekildik. Beğendiğimiz mağazalara girip çıktık. Özellikle bir şarap butiğine ise bayıldık. Mekanın ismi Clos des Millésimes. Buranın şarap seçkisinin çok iyi olması bir yana, bizlerle ilgilenen Gregoire şahane önerilerde bulundu. Sayesinde bayağı şarap aldık. Siz de giderseniz selamımızı iletin. Bu arada Gregoire’nin sevgilisi Türk çıktı, ismi Aslı. Sonrasında bize Instagram‘dan yazdı ve karşılıklı ekleştik. Bir daha Bordo’ya yolumuz düşerse yüz yüze de tanışırız belki. =)

Hazır şarap butiklerinden konuşuyorken, Bordo’dakilerden en ünlüsü L’Intendant. Burası yukarıda fotoğrafını görebileceğin şekilde spiral bir bina, katlar yükseldikçe fiyatlar artıyor. En üst kata ise “Cennet” diyorlar. Burayı ziyaretimiz sonrası Bordo’daki fiyatların nasıl çılgınlaşabileceğine ikna olmuştuk.

Bordo’nun imar baronu Doğu

L’Intendant’tan ayrıldıktan sonra merkezde bulunan Badie isimli bir şarap dükkanına daha uğradık; burayı da sağolsun sevgili Murat (Şarap Atölyesi) önermişti. Badie’nin yan yana sayılabilecek iki mağazası var ve mağazalardan birinde yalnızca köpüklü şarap satılıyor. Özellikle bu mağaza harika, her bütçeye uygun köpüklü bulunabiliyor. Bu mağazadan sonra geçen yazıda bahsettiğimiz Bar a Vin’de takıldık falan derken gün bitmişti bile. Beşinci günün sabahında Türkiye’ye doğru yola koyulduk.

Havalimanında minik bir bağ

Bordo’ya veda ederken en çok hoşumuza giden detay, havalimanının küçük de olsa bir bağ içermesiydi. Şarap şehri vurgusu daha iyi yapılamazdı. Hoşçakal Bordo.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir